filozofların ahlak ile ilgili sözleri

İstertatlı, ister acı olsun, hatıra insana ıstırap verir. Kadını kalkındıran, onu uçurumun dibine kadar yuvarlanmaktan koruyarak hayata yeniden doğmasını sağlayan biricik kuvvet aşktır. Johann Wolfgang Von GOETHE. Akılsızlar hırsızların en zararlılarıdır: Zamanınızı ve neşenizi çalarlar. 1.Felsefe Açısından Ahlak Belli bir dönemde, belli insan toplumlarınca benimsenmiş olan, bireyler arası ilişkileri düzenleyen kuralların tümü ahlak adını alır. Ahlak konu olarak alan felsefe disiplinine ethik adı verilir Ethik ahlaki olayları genel olarak incelediği bu alanda ideal olanı ortaya koymak istediği için ahlaktan farklıdır Ahlak bir kişinin ya da toplumun Vicdan Sözleri. Vicdan ve merhamet ile ilgili sözleri aşağıdaki kısımda bulabilirsiniz. Filozofların hak, hukuk, adalet ve temiz vicdan ile ilgili sözlerini maddeler halinde derledik. İşte en güzel vicdan sözleri. İnsanın vicdanı hatırladığı müddetçe, hiçbir hata unutulmuş değildir. Yunus Emre Hoşgörü İle İlgili Sözleri Yunus Emre Hoşgörü ile alakalı sözleri Hoşgörü İle İlgili Sözleri Yunus Emre. Yunus Emre her şeyden önce gönül insanıdır. Sevgi aşığıdır. Onun tek istediği sevgiye bağlı olan her şeydir. İnsanın ilk önce gönlüne önem verir. Bir gönül yıkmayı büyük günah sayar İbni Sina İslâm felsefesinde meşşai okuluna bağlı bir filozoftur. Aynı zamanda bir tıp ve tabiat bilginidir. Ahlâk konusu ile doğrudan ilgilenmemiştir.. Bu yüzden ahlâk ile ilgili gö­rüşleri felsefe sistemi içinde dolaylı olarak söylediklerinden çıkartılmıştır.. Aucune Rencontre N Arrive Par Hasard Livre. Özgürlük İle İlgili Sözler Özgür olmak, özgürlük insanı kelepçelerinden kurtaran bir unsurdur. Eski zamanlarda insan olduğunun birbiri üzerinde hakimiyet kurması, üstün olmaya çalışması özgürlüğü köreltmiş. Hatta kölelik denen özgürlüğün hiçe sayıldığı durumu ortaya çıkarmıştır. Günümüzde kölelik yaşanmasa bile köleler özgürlüğüne kavuşmak için her yolu denemişler. Özgürlük bir bedenin var olabilmesi için en önemli unsur olduğundan köleler, özgürlüğü kısıtlanan bireyler var olabilmek için her dönem boyunca özgürlük savaşını vermişlerdir. Özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için ise özgürlük ile ilgili özgü ve güzel sözler üretmeye başlamışlar. Her özgürlük savaşında bu sözler ile bağırmışlar. Günümüzde hala bazı kişiler Özgürlük ile ilgili sözler, söylemeye devam ediyor. Çünkü üstün olmak için savaş veren ülkeler başka insanların özgürlüğünü kısıtlıyorlar. Özgürlüğü kısıtlanan bireyler ise buna dur demek için özgürlük ile ilgili sözler söylüyor. Dünya da dini yüzünden, ırkı yüzünden, giydiği kıyafetler yüzünden bile özgürlüğü kısıtlanan birçok birey var. Var olmak için özgürlüğüne ihtiyaç duyan bu insanlar tarihten bugüne hiçbir şey kaybetmeden özgürlüklerinin savaşlarını verecektir. Özgürlük kişinin ruhudur. Ruhunu bulmak isteyen her sessiz birey bir gün özgürlük için çığlıklarını atacaktır. Özgürlük İle İlgili Sözler Özgürlük için gökyüzünü satın almanıza gerek yok. Ruhunuzu satmayın yeter. Nelson Mandela Akıl sana ait değilse, ruhun özgür kalmaz. Ey özgürlük! Adalet varsa sen de varsın. Joseph Joubert Ya özgürlük verin bana, ya ölüm. Patrick Henry Özgürlük, tarihin kaybolmayan tek değeridir. Albert Camus Hürriyet, milletlerin ebedi gençliğidir. Manuel Foy Sen, hiç ölümün gölgesinde özgürlük yaşadın mı? Yılmaz Güney Özgürlük, adaletten başka bir şey değildir. Voltaire Allah bize hayatı verirken, hürriyeti de verdi. Thomas Jefferson Her ayrıcalık, özgürlüğe bir saldırıdır. Denis Diderot Özgürlük ekmekten tatlı, güneşten güzeldir. Mihayloviç Dostoyevski Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam. Said Nursi Korkun seni mahkum eder, umudun seni özgür bırakır. Esaretin Bedeli Kendine yeterliliğin en güzel meyvesi, hürriyettir. Epicuros Nefsinden feragat etmeyen, gerçek hürriyete kavuşamaz. A. J. Cronin Doğa dilsiz hayvanlara bile, özgürlük vermiştir. P. C. Tacitus Hürriyete karşı güveni kalmayan bir cemiyet, derhal yıkılır. John Simon Özgürlük bir kişinin değil, herkesin hakkıdır. Herbert Spencer Anımsamak bir tür buluşmadır. Unutmak ise bir tür özgürlük. Halil Cibran İnsan hür olmadan, huzurlu ve mesut olamaz. Dante Aiighieri Hürriyet, hürriyetin ne olduğunu bilmeyenin hakkı değildir. Cenap Şehabeddin Hürriyeti, en iyi demokratik rejimler sağlar. Robert P. Patterson Özgürlük, yasaların izin verdiği her şeyi yapmak hakkıdır. Charles de Montesquieu Ya hür bir millet olarak yaşayalım, ya da ölelim. Abraham Lincoln Başkalarının hürriyetlerini tanımayanlar, hürriyete layık değildirler. Abraham Lincoln Ancak kendi kendisini yönetebilen, akıllı insanlar özgürdür. Horatius İnsanların özgürlüğü, kendisine yapılanlara karşı takındığı tavırda gizlidir. J. Paul Sartre Bir ülkede ne kadar çok tabu varsa o kadar özgürlük yoktur. Aziz Nesin Hürriyet hiçbir vakit hapsedilmez, hatta o tazyike uğradığı nisbette genişler. La Cordaire Mutluluğun sırrı özgürlüktür, özgürlüğün sırrı ise cesarettir. Tukidides Hürriyeti ve hayatı hak edenler, onu her gün fethetmek zorunda kalmazlar. Wolfgang Van Goethe Başkalarına da vermeden sahip olamayacağımız tek şey hürriyettir. William Allen White Başkasının özgürlüğüne saygı gösterelim; ama aynı zamanda bayrağımızı da koruyalım. Frederic Amiel Eğer uğrunda ölmeye hazır değilseniz özgürlük kelimesini lügatınızdan çıkarın. Malcolm X Aşk uğrunda gerekirse hayatımı veririm; fakat hürriyet uğrunda aşkımı da feda ederim. Victor Hugo Hürriyet, ancak hürriyetini her gün yeniden kazanan insana layıktır. Wolfgang Van Goethe İnsanlar, ancak alışkanlıklarına gem vurabilecekleri nisbette, hürriyete hak kazanırlar. Edmund Burke Savaşları kazanabilir kentleri zapt edebilirsiniz; ama ulusları fethedemezsiniz. Bernard Shaw Özgürlüğünden vazgeçen kimse, insanlıktan, hak ve görevlerinden vazgeçmiş demektir. Jean J. Rousseau Hürriyetsiz ahlak mevcut olmayacağından, onsuz vazife ve mesuliyet de olamaz. John Simon Tanrı, hürriyeti ancak onu sevenlere ve onu muhafaza ve savunmaya hazır olanlara verir. Daniel Webster Ancak tutkulardan önce hakka yer veren bir ülkede, gerçek özgürlük var demektir. La Cordaire Zorunluluk birey özgürlüklerini çiğnemenin özrüdür, zorbaların bahanesi kölelerin inancıdır. Wiliam Pitt İnsan özgürlüğü başkasından dilenenez, özgürlüğü kazanmasını bilmesi gerekir. lgnazio Silone Kim özgürlüğün bereketlerinden yararlanmak isterse ona yardım etmek sıkıntısına katlanmalıdır. Thomas Paine Özgürlük sorumluluk getirir, insanların çoğunun özgürlükten korkması bundandır. Bernard Shaw Kendisine istediği özgürlükleri başkalarından esirgeyen kişi, ne adam olabilir ne özgür. William Allen White Özgürlük çok pahalı bir maldır, paradan daha değerli olan kırmızı kanla alınır. Jean J. Rousseau Özgürlük ve güvence arasında zıtlık değil bağlılık vardır, ya ikisi de olur ya da hiçbiri olamaz. Romsery Clark Hürriyet ilk kök salmaya başladığı devrede, gelişmesi çok hızlı olan bir bitkidir. George Washington En güzel özgürlük kölelerin düşlerinde gördüğüdür, özgürlüğün korkutucu yanlarını bilmez köleler. Bernard Shaw Kanun yaptıktan sonra ona gönül rızası ile itaat etmek, hürriyetin en yüksek bir iradesi değil midir? La Cordaire Özgürlük ağacı arada sırada zorba zalimlerin kanıyla sulanmalıdır, çünkü bu onun doğal gübresidir. Thomas Jefferson Özgürlüğün yolu tüm dünyaya karşı tek başına kalmak bile olsa, kendi inancına bağlı kalmaktan geçer. Stefan Zweig Özgürlük olmayan ülkede ölüm, yıkılış vardır. Her ilerlemenin, kurtuluşun anası özgürlüktür. Mustafa Kemal Atatürk Eskiden insanlar sadakat ve itaate bağlanırlardı. Bugün insanlar, hürriyet ve tenkide önem veriyorlar. Alexis Carrel Kendi kafasıyla düşünen insan özgürdür, doğru olduğuna inandığı şeyler için mücadele eden insan, özgürdür. lgnazio Silone Kendi selameti için hürriyetten vazgeçmek isteyenler, ne selameti ne de hürriyeti hak etmişlerdir. Benjamin Franklin Özgürlük bir kere kazanılıp ilelebet muhafaza edilemez, onu her nesil, her gün yeniden kazanmak zorundadır. Dwight Eisenhower Bir insanın her şeyini alabilirsiniz elinden tek bir şey dışında, özgürlüğünü, kendi yolunu seçme özgürlüğünü. Victor E. Frank İnsanın özgürlüğü; istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır. Jean-Jacques Rousseau Kimse size özgürlüğü vermez. Kimse size eşitlik, adalet ya da başka bir şey vermez. Erkekseniz gidin ve kendiniz alın. Malcolm X Modern özgürlük, derebeylik dönemindeki köleliğin düşünce tutsaklığıyla yer değiştirmesinden başka bir şey değildir. Henry David Thoreau Kendisi için olduğu kadar, hasımları için de hürriyet hakkını istemeyen ve kabul etmeyen bir kimse hür olmaya layık değildir. Anastasius Grün Yaşadığım sürece hayatımı Afrikalılar’ın mücadelesine adadım, beyaz egemenliğine karşı savaştım, siyah egemenliğine de karşı savaştım. İnsanların eşit fırsatları paylaşarak uyum içinde yaşayacakları özgür bir toplum hayalini kurdum hep. Nelson Mandela Eğer bir milletin hürriyetten fazla değer verdiği şeyler varsa hürriyetini kaybeder ve istihza şurada ki eğer onun hürriyetinden fazla değer verdiği şey rahatlık ve para ise onları da kaybeder. William Somerst Maugham Haberler > Ünlü Filozof Platon'dan Bize Kalan 30 Bilge Söz - 1242 - 1218 Platon Eflatun Platon, Antik klasik Yunan filozofu, matematikçi ve batı dünyasındaki ilk yüksek öğretim kurumu olan Atina Akademisi'nin kurucusudur. Bu akademi aynı zamandan günümüzdeki modern üniversite oluşumunun başlangıcı olarak da kabul edilir. Platon, akıl hocası Sokrates ve öğrencisi Aristoteles ile birlikte bilim ve Batı felsefesinin temellerini attı. Platon, Sokrates'in öğrencisiydi. Asıl adı Aristokles olan düşünür, geniş omuzları ve atletik yapısı nedeniyle, Yunanca Platon geniş lakabı ile anıldı ve tanındı. 1. Bilge insanlar konuşurlar çünkü söyleyecek bir şeyleri vardır. Aptal insanlar konuşurlar çünkü bir şey söylemek zorundadırlar. 2. Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır. 3. Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır. 4. Merak, bir filozofun en düşkün olduğu şeydir. Çünkü felsefenin bundan başka bir başlangıcı yoktur. 5. Hayatta göreceğiniz iş ne olursa olsun, erdem olmayınca elde edeceğiniz her şeyin, yapacağınız her işin sonunda utanç ve kötülük vardır. Oğullarım büyüdüğünde, dostlarım onları cezalandırmanızı istiyorum sizden; eğer servetini veya herhangi bir şeyi erdemden daha çok önemserlerse veya aslında hiçbir şey değilken bir şeymiş gibi davranırlarsa, hayatta göreceğiniz iş ne olursa olsun, erdem olmayınca elde edeceğiniz her şeyin, yapacağınız her işin sonunda utanç ve kötülük vardır. 6. Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür. 7. Devlet işleri içten gelen bir sevgi, edep ve kamil akıl ile yürütülmezse onun sonu çöküş ve yok oluştur. 8. Felsefe, doğruyu bulma yolunda, düşünsel bir çalışmadır. 9. Bildiğini bildiğine ve bilmediğini bilmediğine inanıncaya kadar, kendine verilen ilimden hiçbir fayda görmez. Ruh, bilgisizliği çürütmeye alışıncaya kadar, bu çürütme ile kendinden utanarak, öğretime yolları kapayan kanaatlerden sıyrılıp tertemiz bir hale gelinceye kadar, ancak bildiğini bildiğine ve bilmediğini bilmediğine inanıncaya kadar, kendine verilen ilimden hiçbir fayda görmez. 10. Bir insan tanrıların varlığına hiç inanmasa da, eğer aynı zamanda dürüst bir mizacı varsa, böyle kişiler insanlardaki kötülükten nefret eder. 11. Düşünmek, ruhun kendi kendine konuşmasıdır. 12. Nefsinin öğretmeni, vicdanının öğrencisi ol. 13. Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. 14. Kendini bilmek ruhunu bilmektir. 15. İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür. 16. Gözlemle, dinle, sus, az yargıla, çok sor! 17. Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır. 18. Dost, hem iyi görünen hem de iyi olan insandır. 19. Bana öyle geliyor ki, bilmediklerimden ve bildiğimi de düşünmediğim şeylerden dolayı ondan biraz daha bilgeyim. Çekip giderken kendi kendime şunu söylüyordum Ben bu adamdan daha bilgeyim. İkimiz de güzel ya da iyi bir şey bilmiyor olabiliriz; ama o bir şeyler bildiğini sanıyor, oysa hiçbir şey bilmiyor, bense, biliyorsam, bildiğimi de sanmıyorum. Bana öyle geliyor ki, bilmediklerimden ve bildiğimi de düşünmediğim şeylerden dolayı ondan biraz daha bilgeyim. 20. Yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin elindedir. Eğitim demek, vücutta ve ruhtaki güzelliği ve mükemmelliği son mertebesine kadar geliştirmek demektir. 21. Makamını kaybedersen üzülme! Güneş de her sabah doğar ve akşam batar. 22. Kendini yönetirsen dünyayı yönetecek gücü bulabilirsin. 23. Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır. 24. Kötülüğün yolu yakındır kolay ulaşılır ona. İyiliğin önüne ise alınteri ve vicdanı koymuştur Tanrı. 25. Her şeyin en mühim noktası, başlangıçtır. 26. Beden, ruhun mezarıdır. 27. Edep sahibi yalnızca iyiliklerden zevk alır. 28. Şair, hafif kanatlı kutsal bir şeydir; ilham duymadan, kendinden geçmeden, aklı başında iken bir şey yaratamaz. 29. Kanun sahibinin en önemli vazifesi; gayret gösterip edebi gerçekleştirmek ve yerleştirmektir. 30. Bilginin elde edilmesi, bizi iyiye ulaştıracaktır. play_arrow Aristoteles Ahlak Felsefesi Etik Bilal FELSEFESİ NEDİR?Aristoteles’in ahlak felsefesine başlamadan önce ahlak felsefesi etik hakkında kısa bir girizgah felsefenin ahlaki değerlerle ilgili olan alt dalına karşılık gelir. Antik Yunanca “ethos” karakter, adet olan hayat tarzı sözcüğünden bir topluluk içinde yaşayan insanların davranışlarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemek amacıyla oluşturulmuş eylem kuralları, normalar silsilesi ve değer sistemidir. Ahlak bize belirli bir toplulukta neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söyler; toplumlar arasında benzer ahlaki kurallar olabileceği gibi farklılıklar da söz düşünürü, neyin iyi ya da kötü olduğunu söyler, kural koyar, yaşama biçimi geliştirir; kısaca rehberlik eder. Kural koyucu yaklaşım benimseyen ahlak filozofu, insanlar yapmaları ya da neden kaçınmaları gerektiğini söylerken, kendilerine yükümlülüklerini ve sorumluluklarını anımsatan nesnel ahlaki hakikatler bulunduğunu normatif bir etnik kuramı kurmuş ve teleolojik etik sınıflaması içinde bir mutluluk etiği Eudomonia inşa AHLAK FELSEFESİ Aristoteles’in etik öğretisini kısaca özetlemek gerekirse onun bir mutluluk ahlakı olduğunu söyleyebiliriz. En yüksek erek mutluluktur. İnsan mutlu olmak için karar verir, seçim yapar, eylemde bulunur. Erdemli olmak, iyi ve kötüyü seçebilmek insanın Bilimler Sınıflamasınki YeriAristoteles bilimleri sınıflamasında ahlak ve siyaseti pratik praksis veya prodüktif bilgi sınıfına aldığını sanat ve ahlakta temel ilkemiz yine akıl olacak, her üç disiplinin hedefi de doğruluk var ki “doğruluk” bu üç disiplin için farklı isimler alacaktır. Buna göre bilimde doğruluk “bilimsel doğruluk”, sanatta “güzellik” ve ahlak ve siyasette “iyilik” veya “erdem” olarak karşımıza bilimsel doğruluk “keşfedilecek”, sanatsal güzellik “yaratılacak” ve ahlaki iyilik ise “gerçekleştirilecektir”.Bilimsel doğruluk “zorunlu” iken sanatsal veya ahlaksal doğruluk “olumsal” olacaktır ve sanat ve ahlakı gerçekleştiren insanın eylemlerinde özgürlükten olumsalı konu alan araştırmanın kesin doğruluğu hedeflemediğini çünkü bu araştırmada fizik ve matematikteki gibi kesin bir kanıtlamaya tabi tutulamayacağını, dolayısıyla “yaklaşık olarak” bir doğruluk ve kaba taslak bir araştırma mümkün olacaktır. Ona göre bir matematikçinin olası şeyler söylediğini kabul etmemiz ne kadar yanlışsa, bir retorik ustasının kanıtlar göstermesini istememiz o kadar ETİKÇİ OLABİLİR Mİ?Matematik gibi konularda matematikçi olmayanların görüşlerine itibar edilmesi gerekmez ama insanın ahlaki veya siyasal yaşamını, insan için iyiyi, toplumun mutluluğunu ilgilendiren konularda herkesin veya çoğunluğun yanlış için olduğunu kabul etmek doğru değildir. Bu konularda deneyim sahibi insanların görüşleri yabana atılmamalıdır. “Etik ve politika konuları özü itibariyle bilinen tikel şeylerle ilgilidir ve deneyim uzun zaman gerektirir. Gençler matematikte başarılı olabilir ama ahlak ve politikada doğru görüş sahibi olması zordur.”AristotelesETİK VE POLİTİKA AYNI ŞEY MİDİR?Sonuç olarak Aristoteles etik ve politik araştırmacısının pratik bilgeliğin ürünü olan kanılardan hareket etmesi, onları sorgulaması, tutarsızlıklardan arındırması suretiyle mümkün olduğu kadar genel ve yaklaşık, ikna edici sonuçlara ulaşmasının mümkün olduğuna ve politikada pek bir ayrım yapmamamızın sebebi Aristoteles’in onlar arasında önemli bir ayrım yapmamış olmasıdır. Hatta o, Nikomakhos’a Ahlak’ında konusu “her eylem ve tercihin aradığı, her şeyin arzuladığı iyi olan, bilgisi yaşam için büyük önem taşıyan iyi veya en iyi olan pratik bilimin örneği olarak etik değil politikayı örnek nedeni etiğin “tek bir kişi” için iyiyi araştıran bir etkinlik olarak görürken politika “kent” için veya toplum için araştırır ve dolayısıyla daha kapsamlı olup etiği de içine almasıdır. “Birey için iyi olanla devlet için iyiyi meydana getiren bir ve aynı bilgeliktir.”AristotelesO halde kent ve toplum için iyinin ne olduğunun araştırılması daha güzel ve daha tanrısal bir BİR HAYVAN OLARAK İNSAN Onun politikaya öncelik vermesinin arkasında yatan düşünce, kendisinin “insanı politik bir hayvan” olarak tanımlamasıdır. Bu yakıştırmasının asıl kastı, toplumun insan için mümkün olan mükemmellik ve mutluluğu yani iyiyi sağlayan temel kurum Topluluk İçinde Mutlu OlabilirToplum ve siyaset, insanın sadece hayatını sürdürmesinin bir aracı değildir, aynı zamanda ve onun iyi ve mutlu bir hayat sürmesinin, kendisini gerçekleştirmesinin temel bir devlette, kötü düzenlenmiş yasalarla yönetilen toplumun bireyleri kendini gerçekleştiremeyecek ve iyiye ulaşamayacak, mutlu sadece bireyi, platon sadece devleti gözeten ahlaki kuramlar ortaya koymuşken Aristoteles birey ve toplumu ayırma ihtiyacı dahi gütmemiş, ikisini bir görmüştür. Bu yüzden o modern çağların totaliter ideolojilerinin öncüsü olarak ele bu düşüncelerinden yola çıkarak ahlakı politikadan sonra gelen ve kendine özgü bir araştırma konusu olmayan bir araştırma alanı olarak gördüğünü söylemek mümkün olsa da onun politikayı ahlaki bir kurum olarak görmediği sonucuna vardıramaz bizi. O ahlakın politikaya bağımlı olmasından çok politikanın ahlaka tabi olması gerektiğini düşünmektedir. Politikanın aradığı iyi, insan için iyi olandır. Nitekim ona göre erdemli bir devletin hayatının yalnızca yurttaşların erdemli hayatlarından ibaret olduğunu İçin İyi Olanı da Devlet SağlarHer birey kendi için iyi olanı bilemeyeceği için devletin yurttaş için iyi olanı politika aracılığı ile sağlayacağı da yine Aristoteles’in düşünceleri arasında onun satır aralarını okudukça bireysel hayatın değerine ilişkin düşüncenin yavaş yavaş ortaya çıkmakta olduğu ve çalışmanın sonunda sanki devlet bireyin ahlaki hayatına sadece yardımcıymış gibi, insanın arzuları aklına tabi kılınmak istendiğinde kendisine ihtiyaç duyulan zorlama öğesini sağlıyormuş gibi konuştuğunu ayrıca birey ve toplumun yanında ev halkıyla ilgili iyiyi ele alan ev yönetimi adlı bir ahlaki araştırmadan söz eder ancak konunun ayrıntılarına girmez. Bu kavram daha sonra İbni-Haldun tarafından askeri güç ve ekonomi olmak üzere toplumun/devletin iki temel dinamiğinden biri olarak KAVRAMIAristoteles her sanat ve araştırmanın ama özellikle her eylem ve tercihin hedeflediğin şeyin “iyi” kavramı altında ifade edilecek şey olduğunu kendileri için iyi olduğunu, kendilerine iyi geldiğini düşündükleri şeyleri ister, tercih ederler ve onları elde etmeye Fakat insanlar kendileri için neyin iyi olduğu konusunda bir uzlaşı içinde olmadıkları gibi bu iyi, zaman ve şartlara göre değişiklik zenginlik, ün ya hazzı isterken kimisi onuru, bilgeliği tercih edebiliyor. Bu değişiklik aynı insan için de geçerli olabiliyor. Dolayısıyla “iyi nedir” sorusu yanıtsız gibi veya Amaç Olarak İyiBu sorunu çözmek için Aristoteles iyiyi herkesin hedeflediği amaç olarak biçimsel olarak tanımlayıp eylemlerde amaç-araç ayrımı yapmaktadır. Buna göre ahlaksal açıdan kimi eylemlerimiz amaç kimisinin de araç kategorisinde değerlendirilmesi gerektiğini göre insanların davranış veya eylemlerinde peşinden koştukları iyi, temelde “kendisi için istenen” bir şey, kendisinden öte herhangi bir şeyin elde edilmesi için bir “araç olarak istenmeyen” şey olmak bu ayrımı eylemlerde kategorik olarak yapmak çoğu zaman mümkün değildir. Zenginliği hem araç hem de araç olarak ele almak mümkündür. Fakat bir ahlak araştırmacısı için bu ayrım üzerinde durmaya ki kendisi amaç olan yalnızca bir tek şey varsa, aradığımı o olur. Daha çok şey varsa, o, onlar arasında en çok kendisi amaç olandır. Kendisi için aranan, başka bir şey için aranandan; hiçbir zaman bir başka şey için tercih edilmeyen de hem kendileri için hem de onun için tercih edilenlerden daha fazla amaçtır diyoruz. Hiçbir zaman bir başka şey için tercih edilmeyip hep kendisi için tercih edilene ise sadece amaçtır MutlulukturAristoteles nihai amaç olan iyinin mutluluk olduğunu söyleyecektir.“…. en çok mutluluğun böyle bir şey olduğu düşünülüyor. Çünkü onu hiçbir zaman başka bir şey için değil, hep kendisi için tercih ediyoruz. Ama onuru, hazzı, aklı ve her erdemi hem kendileri için tercih ediyoruz hem de mutluluk uğruna, onlar aracılığıyla mutlu olacağımızı düşündüğümüz için tercih ediyoruz. Oysa hiç kimse mutluluğu onlar uğruna ya da genel olarak başka bir şey uğruna tercih etmiyor.“AristotelesYani mutluluk bir insanın eylemlerinin amacı olarak kendisinden öte bir soru sorulmasını veya araştırma yapılmasını gereksiz kılan nihai bir erektir. “Niçin mutlu olmak istiyorsun?” sorusuna verilecek cevap “çünkü mutlu olmak istiyorum” olabilir araçsal eylemlere herhangi bir ahlaki değer biçmese de bu ayrımı yapmasının asıl nedeni nihai amacı, mutluğu ortaya koymaktır. Bunun yanında o hiçbir yerde ahlak dışı araçlarla ahlaki amaçlara erişilmesinin mümkün veya doğru olduğuna ilişkin herhangi bir şey İşlevi ve Mutlulukla İlişkisi“Mutluluk nedir? Hepimiz mutlu olmaktan aynı şeyi mi anlıyoruz?” Aristoteles bu soruya yanıt vermek önce insanın işlevinin ne olduğunu sorarak etik soruşturmasını sürdürür. İyi bir sanatçı sanatını iyi yapandır kuşkusuz fakat insanın insan olarak işi veya işlevi nedir?İnsan “doğal olarak işsiz midir?” sorusunu sorar. Aristoteles’e göre insanın işi, onu diğer canlılardan ayıran akılla ilgilidir ve “ruhun akla uygun etkinliğidir”. Bu etkinlik, kendi deyimiyle tek bir kırlangıcın baharı getirmemesi gibi sürekli olarak yapılması RUH İLE İLİŞKİSİRuh’un Akıl ve Arzu Yetileri Soruşturmanın bu noktasında tekrar onun ruh kuramına dönmek durumundayız. Ruhta akılsal düşünme ve akıl-dışı beslenme, duyum ayrımından söz etmiştik. Akılsa kısım da “akla sahip olan” ve “akıldan pay alan” diyerek ikiye son iki kısmı açıklamak için Aristoteles “kendine hâkim olma” örneğini kullanır. Buna göre kendine hâkim olan “akla sahip olan” kısımken, hakim olamayan “akıldan pay alan” kısımdır. Akılsal olmayan fakat “akıldan pay alan” bu kısım “arzulayan” veya “iştah” diye tanımlanır ve kötülük bu kısımla akıl haricinde “arzulayan” bir yetinin varlığı kabul edilmiş oluyor ama bu tamamen akıl dışı değildir. Öyle olsaydı ahlaki yargılar ve davranışlarda bulunmak ve insanları “kötülüklerinden” sorumlu tutmak mümkün olmazdı. Yine aynı şekilde özgürlük ve özgür iradenin varlığından yetisi tamamen akılsal da değildir çünkü akıllı bir insanın kötülük yapmasını açıklayamayız. Arzu hem ruhta aklı ve doğru, iyi, kararları takip edebilecek hem de uymayarak farklı bir seçim yapabilecek bir yeti olmalıdır. Arzu aklı takip ettiğinde iyi davranışı, aksini yaptığında kötü davranışı gerçekleştirecektir göre eylemin kaynağı yalnızca arzu değildir çünkü arzu seçim veya tercih yapamaz. Yalnız başına akıl da olamaz çünkü akıl kendi başına hiçbir şeyi hareket ettirmez. Eylemin kaynağı arzu ile birlikte bir amaç peşinde koşan akıldır. Akıllı arzuAristoteles ruhu akıl ve arzu ayrımından yola çıkarak erdemleri de ikiye ayırır. Buna göreAkıl Sahibi Ruh Ruhun akıl sahibi olan kısmından kaynaklanan erdemler. Bunar düşünce erdemleridir ve entelektüel erdemler veya kavrayış olarak gruplandırılır. Bu erdemler öğrenimle kazandırılır. Bilim Zorunlu ve ezeli-ebedi şeylerin bilgisiSanat Şeyleri nasıl meydana getirebileceğimizin bilgisiSezgisel akıl Bilimin kendilerinden hareket ettiği ilkelerin bilgisiPratik bilgelik İnsan hayatının ereklerinin nasıl sağlanabileceğinin bilgisiFelsefi bilgelik Sezgisel akıl ve bilimin Ruh Ruhun arzu ve iştah yetisinden kaynaklanan erdemlerdir ve bunlara karakter erdemleri denir. Bu erdemler alışkanlık ve pratikle ve mal ile ilgili olanlar cömertlik, görkemlilikOnur ve şerefle ilgili olanlar gurur ve alçak gönüllülükDuygularla ilgili olanlar cesaret, ölçülülükToplumsal ilişkilerle ilgili olanlar dostluk, sevgi, adaletBu erdemlerin hiçbirisi bizde doğuştan veya doğamız gereği yoktur ve eğitim ve pratik yoluyla Pratik Bir BilimdirAhlakta önemli olan bilgi, teorik bilgi değildir. Biz iyinin ne olduğunu bilene değil, iyilik yapana iyi insan deriz. Ahlakta amaç erdemin ne olduğunu bilmek değil, erdemli davranmak, erdemli göre ahlaksal eylemlerde sadece sonuçları değil failin kendisinden kaynaklanan bazı koşulları da göz önüne almamız gerektiğini Yapılan Eylemlerden Sorumluluk DuyulabilirErdemli bir fiil anca failin bazı koşulları taşıması durumunda erdemli bir koşullar failin o eylemi bilerek ve isteyerek yapması, o fiili tercih etmesi ve o fiilin ondan emin ve sarsılmaz bir biçimde çıkmasıdır. Buna göre adil ve ölçülü bir fiili adil ve ölçülü kılan şey, onu adil ve ölçülü bir kişinin bilerek, isteyerek ve seçerek örneğin bir yurttaşın yasalar gereği adil ve ölçülü davranmayı önce bilerek ve isteyerek seçmeyeceğini fakat bunu alışkanlık haline getirdikten sonra bilerek ve isteyerek yapmaya başladıktan sonra gerçek anlamda ahlaki davranışlar olacağını bir eylemin övgü veya kınama hak edebilmesi için onun bilerek ve isteyerek yapılması gerekmekte ve zorlama altında yapılmaması zorlamadan kastı zorlanan kişinin hiç katılmadığı, başlangıcı veya ilkesi, yapan kişinin dışında bulunan eylem olmasıdır. Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı inceleme Nikomakhos’a Ahlakı’nın III. itabından ahlaki eylemin belirleyici unsuru olan “seçim ve tercihin” arzu, istek ve kanı ile karşılaştırılmamasını söyler. Arzu veya tutku değildir çünkü bunlar hayvanda da var ama onlarda tercih gözlenmez. İstek değildir çünkü istek amaca yönelikken tercih araca yönelik bir eylemdir. Ona göre tercih, kendi elimizde olan enine boyuna düşünülmüş anlaşıldığı üzere ahlaki eylemin temel koşulunun özgür irade olduğu konusuna yeterince açıkken özgür iradenin neliği konusunda yeterince açık değildir. Özgür iradenin ne olduğu ve imkanlarını analiz de örneğin Sokrates için ahlaki eylemin belirleyicisi bilgiydi ama bilgi sahibi olmayanlar kötülük yapabilirdi. Bunun bir diğer anlamı bilgi sahibi doğrunun bilgisi olanlar kötülük “yapamazdı”. Aristoteles’in bu akıl ve arzu ayrımı sayesinde ahlaki eylemlerde özgürlüğün imkanına yer açılmaktadır. Nitekim ahlaki eylemler de zorunlu değil olumsal seçimler olarak nitelenmektedir. Ona göre iyi veya kötüyü yapmak bizim elimizdedir. Hiç kimse bilmeden veya istemeden mutlu olamayacağı gibi bilmeden veya istemeden iyi veya kötü eylemde VE SINIFLAMASIAristoteles erdemler ve cinslerini de biçimsel olarak inceler ve onları üçe ve tutkular Arzu, öfke, korku, merhamet gibi kendilerine haz veya acı eşlik eden Kendilerinden dolayı bu duyguları duyduğumuz yetilerHuylar veya karakter durumları Kendileriyle söz konusu tutkulara başarılı veya başarısız bir biçimde karşılık verdiğimiz şeyler kastedilmektedir. Erdemler bu sınıfa dahil varlığın erdeminin onun iyi durumda olmasını ve işini iyi yapmasını sağlayan şey olduğunu biliyoruz. Örneğin gözün erdemi iyi görme, atın erdemi iyi koşma, iyi yük taşımadır. İnsanın erdemi de işini ve işlevini iyi yapmasını sağlayan huylar iyi duygulara sahip olmamızı ve eylemleri iyi bir biçimde yapmamızı sağlayan etkinlikler yapma imkanlarımız dahilinde olmalı ve seçime dayanmalıdır. Bu seçim arzu yetisinin pratik bilgelik tarafından yönlendirilmesi ile ortaya ORTA ORTA YOL KAVRAMIAristoteles gerek duygular gerekse eylemlerle ilgili olarak ahlaksal erdemi esas itibariyle ortada olma, ortayı amaçlama olarak tanımlar. Buna orta yol veya altın orta denir. Buna göre her duygu veya eylemde kötünün temsilcisi iki uç ifrat, tefrit ve erdemi iyiyi temsil eden orta nokta vardır. Ödleklik – cesaret – ahmaklık/çılgınlık veya savurganlık – cömertlik – cimrilikGenel olarak ölçülülüğü erdemlilik olarak gören Aristoteles haz düşmanı değildir ve duygular ve tutkuları Platon gibi görmezden ve acı insanın doğal itkileridir ve insanlar doğal olarak hazza ulaşmak ister ve acıdan kaçınır. Haz kendi başına amaç olmasa da mutluluğa eşlik eden, mutluluk sonucu ortaya çıkan bir şey olarak orta nokta kavramının her durumda uygulanamayacağının farkındadır. Sporcu ile öğrencinin yiyeceği yemek farklıdır veya adalet kavramının adaletsizlikle ortası yokturADALET ERDEMİBu sorunun çözümü olarak da en mühim bir erdem yani ahlak üzerinde duracaktır Aristoteles. Ona göre “en kendine yeten” erdemdir adalet. Diğer erdemler kişinin kendisi ile ilgiliyken adalet başkasını da akşam yıldızı ne sabah yıldızı adalet kadar olağanüstü bir şeydirAristotelesÇünkü çoğu insan erdemi kendi işinde kullanır ama başkalarıyla ilgili olarak erdemli mükemmel bir erdemdir ve erdemin bilfiil uygulanmasıdır. Politikanın ahlakla ilişkisi neyse adaletin de diğer tüm erdemlerle ilişkisi adalet ve adil olanın iki anlama geldiğini söyler. İlki adil olanın yasaya uygun olandır. İkincisi doğru olan, hakka uygun olan ve eşit olandır. Bu sıfatlar eylemler için kullanılabileceği gibi bireyler için de kullanılabilirGünümüzde yasaların yanlış veya adil olmayacağı tarzda bir anlayışa sahip olsak da Aristoteles için yasa, tanımı gereği doğru ve adildir. Yasalar yasa çıkaran halk ve temsilcilerinin ortak çıkarlarını gözetmek üzere ortaya çıkar. Dolayısıyla yasaya itaat etme bir erdem, en önemli erdem olan adaletin TürleriAristoteles’i esas ilgilendiren evrensel adaletten çok bir başkasına haksızlık yapmamak gibi hakkaniyet diyebileceğimiz adalet türüdür. Bu adalet türü de ikiye ayrılır. Dağıtıcı adalet Onur, servet ve yurttaşlar arasında paylaştırılabilir olan şeylerin bölüştürülmesinde söz konusu olan dağıtımın adil ve hakkaniyetli olması demek bu şeylerin liyakatle orantılı olarak dağıtılmasıdır. Göreli, “geometrik olarak eşit” olarak dağıtılır. Eğer dağıtılacak kişiler aynı konumdaysa dağıtılacak şey de eşit olur, değilse eşit dağıtıcı adaleti matematik bir formülle ifade eder. Bu formül yanında altın orta formülünü de sistemine dahil ederek adaleti tesis etmeye adalet Yurttaşlar arsındaki ilişkilerde ortaya çıkaracak haksızlıkları düzenlemek için gerekli adalet. Burada adalet orantısal değil mutlak bir eşitliğe dayanmak ilişkiler de ikiye ayrılacaktırİradi Alışveriş işlemleri her iki tarafından iradesiyle oluşan eylemler. İyi veya kötü bir adamın dolandırılması arasında bir fark yoktur en nihayetinde. Yasa taraflar arasındaki eşitliği bozucu unsuru ortadan kaldıracak ve eşitsizlik öncesi duruma olmayan Hırsızlık, cinayet gibi bir tarafından zorlaması ile oluşan eylemler. Burada artık kazanç veya kayıp kavramlar kullanılmaz ama ilke yine de değişmez. Yargıç bu durumda cezalandırma yoluyla eşitsizliği gidermeye çalışır. Ceza adaletsizlik yapan kişinin kazancını ortadan Kısas DeğildirAristoteles adaletin bir karşılıklılık kısas olduğu görüşüne karşı çıkar. Adalette karşılılıklığı eşitlik değil de “eşdeğerlilik” olarak anlamak gerekir ve hatta buna bir “değiş tokuş adaleti” demek göre toplumu meydana getiren de aslında bu alışveriştir. Toplumu meydana getiren şey ihtiyaçlardır ve bu ihtiyaçların karşılanması için iş bölümüne ihtiyaç duyulur. Birinin ürettiği A şeyini başkasının ürettiği B şeyi ile takas ederek toplumsal alışveriş yapılır. Aynı metanın takası saçma olacaktır. Bu takas sisteminin ortak birimi de para takas adaleti ile diğer adalet türleri arasında önemli fark görmediği için üçüncü bir adalet türü olarak sıralamaz adalet türünde uygulayıcı devlet adamı, ikincisinde yargıçken bu türde düzeni piyasa tesis eder, yani arz ve talep dengesi. Bu yüzden bu sistemde ortaya çıkacak sonuçları adalet veya adaletsizlik diye tanımlamak uygun ve Türleri Aristoteles adaletsizliğin türleri veya dereceleri arasında da birtakım ayrımlar yapılması gerektiği düşüncesindedir. Bir eylemin adil olması için failin bilerek, isteyerek ve seçmesi gerektiği kriteri adaletsizlik için de geçerlidir. Buna göre adaletsizliğin üç türü vardırTalihsizlik Bir eylem bilinerek ve istenerek, tercih edilerek yapılmış olmakla birlikte bu eylemden doğan zarar makul beklentilere aşmışsa buna talihsizlik Ortaya çıkan zarar tahmin edilemeyecek bir tarzda değil ama bir kötülük düşünülmeden meydana getirilmişse bu Eylemi yapan bilerek ancak üzerinde düşünüp taşınmadan, örneğin öfke sonucu onu yapmışsa eylemin kendisi bakımından bir adaletsizlik vardır ancak fail adaletsiz veya zalim değildir. Eğer bu eylem ve sonucuna ilişkin bir kasıt varsa fail adaletsiz, ERDEMİBunların haricinde Aristoteles bilgelik konusuna da değinir ve burada teorik ve pratik bilgelik ayrımı yapar. Adından da anlaşılacağı üzere teorik bilgelik bilimler, pratik bilgelik de politika ve ahlak konusunda bilgeliktir ve teorik bilgelik üstün konumdadır. Politika ve ahlak önemli bilimlerdir ancak ikinci derece önemdedir ona göre. Aynı zamanda teorik bilimler tümeli araştırırken pratik bilimler tikelle erdemler değerlidir ancak düşence erdemleri veya erdemi daha değerlidir ve insan hayatının ideali, temaşadır. Pratik erdemler ise bu teorik hayat için yardımcı oldukları, onu mümkün kıldıkları için ve SonuçBu ayrımla beraber en yüksek mutluluğa geçer Aristoteles. Önce bir özet yaparMutluluk, bir etkinlik olup ruhun erdeme uygun etkinliğidir. O halde erdemler içinde en yüksek, en iyi olan erdem ne ise mutluluğun, bu en yüce şeyin kendi erdemine bulunan bu en iyi şeyin akıl olduğunu da biliyoruz. Aklın konusu olan şeylerin en değerli şeyler ve aklın faaliyetinin de sürekli olduğunu da aynı zamanda haz verici etkinlik olduğunu biliyoruz. Bir şeyi bilmek bize haz verir. Başka erdemleri gerçekleştirmek için başka şeylere para, insan ihtiyaç varken aklın erdemleri için başka hiçbir şeye ihtiyaç göz önüne alındığında teorik düşünmenin en mükemmel mutluluk olduğunu ve filozofların da insanlar arasında en mutluları olacağı sonucuna bir hayatın insanın doğasını aştığını ve onu bir anlamda tanrılaştırdığını söylemek mümkündür ancak buna rağmen o bu idealden vazgeçilmesi gerektiğini düşünmez. Tam tersine insanı aşan bu deyim yerindeyse tanrısal hedefe ulaşmanın en doğru, en mutluluk verici etkinlik olduğunu ahlaksal erdemleri veya karakter erdemlerinin değerini küçümsemez. Bu erdemlere uygun hayat da mutlu bir hayat olacaktır ama bu ikinci dereceden bir mutluluk olacaktır. İnsan salt bir akıl olmadığından, ona eşlik bitkisel ve hayvansal ruha ve akıl dışı ruha sahip olmasından ötürü bu erdemler daha insanidir aynı doğamız gereği bu en yüce erdeme ulaşmak için dışsal iyi şeylere de ihtiyacımız vardır. Sağlıklı bir bedene, düzgün beslenmeye sahip olmanın yanında cömert olmak için paraya, saygınlık için yeterli sayıda dostlara sahip olmalıyız. Fakat çok sayıda şeye sahip olmamıza gerek ve denize hâkim olmaksızın da soylu eylemlerde bulunabiliriz. … Mutlu insanın fazla şeye ihtiyacı Felsefe Tarihi - Ahmet ArslanFelsefe Tarihi - Macit GökberkAristoteles - David Ross Aristoteles hakkında yayınladığımız diğer programlara ulaşmak için Felsefesi, Aristoteles, Etik, Felsefe, Felsefe Tarihi, Mutluluk Ahlakı, Podcast. Önceki bölümAristoteles Ruh Kuramı Psikolojisi Bilal A. Aralık 15, 2018Aristoteles ruh hakkında düşüncelerini Ruh Hakkında Peri Psykhe, De Anima adını taşıyan üç kitaptan oluşan bir eserde ifade edecektir. RUH NEDİR? Kendisinden önceki filozoflar ruhun ayır edici ana karakteri olarak […]Devamını Oku trending_flat Bedia Akarsu Ahlak dediğimiz de nedir? Ethik, ya da ahlak felsefesi, ahlak denilen fenomen üzerinde bir düşünme, ahlak üzerine felsefe yapma. Ama, filozoflar, üzerinde düşünmeden de, ahlak vardı. En ilkel toplumun bile kendine göre bir ahlaki var. Ahlaki filozoflar bulmuş değil. Ahlak her yanda yaşamımızın içinde. Günlük yaşayışımızda davranışlarımızın pek çoğu ahlakla ilgili eylemler. Ama hangi davranışımız —ya da bilim dili ile hangi eylemimiz— ahlaka uygun, daha doğrusu nasıl hareket edersem ahlaka uygun davranmış olurum? Bunu kestirmek pek kolay değil. Ahlak alanında, elimizde iyice tartıp biçmeyi sağlayacak bir ölçek yok. Ahlakın içeriği çeşitli çağlara, çeşitli uluslara, çeşitli çevrelere göre değişiyor. Bazen tek tek kişilerin bile ayrı ahlak anlayışları oluyor. Aynı bir davranış çeşitli çağlarda çeşitli uluslarda birbirinden ayrı değerlemelere bağlı olabiliyor. Hatta aynı bir davranışı başka başka kişiler başka başka değerlendiriyor. Tek bir insan, iyi ve kötü üzerinde, kendi çağından ve kendi çevresinden başka türlü düşünebiliyor. Öyleyse ahlaki incelemek isteyen bir kimse nasıl hareket edecek? Hangi ahlakı esas olarak alacak? Kendi çağının, kendi ulusunun ahlakından mı hareket edecek, yoksa sadece kendi ahlak anlayışından mı? Karşımıza çıkan ahlak görüşlerinin hepsi de doğruyu kendilerinin getirdiği savında. Mutlak ahlak eğiliminde olmayan hiçbir ahlak yok yürürlükte. Ancak şu var ki, yürürlükte olan ahlakın mutlak ahlak olduğu inancı devam ettiği sürece bir geçerliği vardır, buna inandığı ve inandırdığı sürece yürürlükte kalır. Bu da bir gerçek. Yürürlükte olan ahlaklardan herbirinin kendine özgü yüksek bir yaşama amacı var. Ahlaktaki her doğrultu yüksek bir yaşama amacını dile getirir. Ama herbiri kendi amacını en üstün görür, başkalarının da aynı savda olduklarını bilmezlikten gelir, onlarla aynı düzeyde olmayı kabul etmez. Başkalarını kendi itaati altına almak, hatta onları yok etmek ister, bu bakımdan her ahlak despottur. Ama her yürürlükteki ahlak böyle olmak zorundadır da, yoksa kendi kendini ortadan kaldırmış olur. Benim ilkelerim mutlak bir doğruluğu dile getirmiyor, ister uyun onlara, ister uymayın» diyen bir ahlak yer yüzünde görülmüş değil. Hepsinin de ilkesi başka başka olduğu halde. Her ulusun, her çağın, her sınıfın —haydutlar çetesinin bile— hatta her tek kişinin kendine öz bir ahlakı» olduğu, yani ahlaksal» olan şeylerle bağlantısı olan bir görüşler sistemi olduğu bir gerçek. Herhangi bir yerde geçerliği olan, ya da herhangi bir kimse tarafından tanınmış olan ahlak görüşü anlamında, ahlak şöyle ya da böyle olabilir. Ahlak üzerindeki görüşler çeşitli olabilir. Ancak hepsinde ortak olan bir şey var Ahlaklılık» diye bir şeyin kabulü. Ama bu ahlaklılık», ahlaksal olan» da nedir? İşte her ahlak felsefesinin araştırdığı ilk soru bu. İnsanın eylemlerini ahlak bakımından değerli ya da değersiz kılan nedir? Bu noktada filozofların iki ana eğilimi ile karşılıyoruz. 1. Eylemler, eyleme temel olan, eylemi ortaya koyan düşünüşün niteliğine göre değerlidir ya da değildir. 2. Sonucuna ya da başarısına göre bir eylem ahlak bakımından değerlidir ya da değildir. İkincide eylemi ahlaksal değerli yapan, iyiyi ortaya koyması, iyiyi yaratmasıdır, arkasındaki düşünüş ne olursa olsun. Onu zaten dışarıdan bilemeyiz. Birincide ise eylemi ahlaksal değerli yapan, eylemi gerçekleştiren kişideki iyi düşünüştür. Ama bu düşünüş de nedir? İyi düşünüş hangisidir? Her hangi bir eyleme karar verirken çeşitli motifler karşısındayız. Bu motiflerden birini seçmemiz eylemimizi ahlak bakımından iyi ya da kötü yapar. İşte ahlaksal düşünüş derken genel olarak bundan anlaşılan, bu motifler arasındaki düzendir, motifler arasındaki bağlantının iyi kurulmuş olmasıdır. Ancak, bu şekilde bir insanın iyi düşünüşe varabilmesi için motiflerin hangisinin aşağı, hangisinin üstün olduğunu bilmesi gerekir. Bu da başka bir deyişle iyi ile kötüyü ayırabilmektir. Bu da Sokrates’den beri üzerinde düşünülen bir sorun. İyi ile kötüyü ayırabilmek öyle pek kolay değil. Bunun için önce iyinin ne olduğunu bilmek gerek. İyi» nedir? Bu iyi sözünden herbirimizin bir şey anladığına kuşku yok. Ama bu iyinin ne olduğu tanımlamak söz konusu olunca, bunun pek de kolay olmadığı görülür. Herkes kendine göre tanımlayacaktır bu kavramı. Tanımlamalar birbirine uymayacak, hatta bazan birbiriyle çelişecektir Nitekim çeşitli ahlak öğretilerinin iyiyi tanımlaması değişiktir. İyi, haz olur, mutluluk olur, ödevi yerine getirme, doğruluk, sevgi vb. olur. Bu iyi anlayışı ahlak tiplerini ayırır. Ahlak öğretilerini birbirinden ayıran da iyi üzeri anlayışları, iyiyi tanımlamalarıdır denebilir. Yürürlükteki ahlakların birleştikleri nokta Hepsi iyi ve kötünün ne olduğunu bildiklerine inanıyorlar. Bu inanç bilgi ağacı söylencesine mitos kadar geri götürülebilir Onu yediğin gün gözlerin açılacak ve Tanrı gibi olacaksın ve iyi ile kötünün ne olduğunu bileceksin», yılan bunu haber veriyor. Bu noktada Nicolai Hartmann’ın bir sözünü analım Aldanmanın büyüğü yılanın haberindedir. Günah insanı görür yapmamıştır, Tanrı gibi olmamıştır insan, iyi ve kötünün ne olduğunu da bugüne değin hâlâ bilmiyor» Ethik. s. 45. Ayrıca, bu düşünüşün içeriği de, düşünüşün dayandığı düzen de çağlara, uluslara göre değişiyor. Toplumun yapısı değişince, davranış biçimleri üzerindeki ahlak değerlemeleri de değişiyor. Ulusların, çağların çeşitliliğine karşılık, ahlak kuralları da ulustan ulusa, çağdan çağa değişir çeşitli olur. Çevrenin büyüklüğünün değişmesiyle de ahlak görüşleri değişir. Bu konuda Darwin’in verdiği tipik bir örneği biz de alalım Darwin, ilkel ilksel bir Afrikalının komşu bir kabiledeki büyücülükten intikam almak için kaçırdığı bir fırsattan duyduğu vicdan azabını anlatır. Bir misyoner, adam öldürmenin çok ağır bir günah olduğunu kendisine anlatmıştır, öyleki sonunda ilkel adam intikamını almaya cesaret edemez. Ama yerine getirilmemiş ödev» bilinci onu öylesine baskısı altına alır ki, yemeden içmeden kesilir artık hiçbir şeyden sevinç duymaz, tat almaz olur. Kısaca ödevini yerine getirememeden doğan bir vicdan azabının bütün belirtilerini gösterir.. Sonunda daha fazla dayanamaz, gizlice kaybolur, öteki kabileden bir adamı öldürür ve huzuru kalple» geri döner. Ödevini yerine getirmiş ve vicdanı cinayetle rahatlamıştır. İlkel insanın duygusunun uygar insanın duyduğu vicdan azabı»ndan başka bir şey olduğu iddia edilebilir mi? Elbette medeni insan vicdan azabını başka vesile ile duyacak, genel olarak kaçırılmış bir cinayetten değil de, bu cinayeti işledikten sonra duyacaktır. Kaldı ki adam öldürmenin uygar insan için de ahlaka aykırı sayılmadığı yerler var. Örneğın savaşta İnsanların büyük çoğunluğu savaşta karşı tarafı öldürmeyi yasak değil, hatta ahlaksal bir ödev sayar. Afrikalı ilkel insanın ahlak görüşü ile Avrupalı uygar insanın ahlak görüşü arasındaki ayrılık, bu görüşün kurulmasındaki. ölçüyü veren çevreye dayanır. İlkel için bu çevre kabile, ya da bağlı olduğu soy soptur, uygar insan içinse bu çevre ulus ya da devlete kadar uzanır; ayrıca, hasımlık biri için süreklidir, beriki için gelip geçiçi. Bir filozof, iki ulus arasındaki savaşı, tıpkı bir ulus içindeki iki kişinin birbirini öldürmesi gibi, ahlaka aykırı buluyorsa, bu, onun ahlak yasalarını koyan insan toplumunun çevresini bütün yeryüzüne genişletmesindendir Öyleyse bir insanın ahlak görüşü, düşünüşü iyi anlayışı, içinde bulunduğu çevre ile toplumla ve kültür dünyası ile ilgili. Böyle olunca, değerli olan, kişilere, toplumlara, çağlara göre değişince, bunların mutlak bir otoritesi olur mu? Mutlak ahlak buyrukları var mıdır, yoksa bu buyruklar doğarlar ve yeniden yok mu olurlar? Burada filozofları Antikçağdan beri uğraştırmış olan bir sorunla karşı karşıyayız Ahlak yasaları, ahlak ilkeleri konulmuş mudur, yoksa bunlar doğadan mı var dırlar? Başlangıçta, düşünürlerin olduğu gibi kabul ettiği bir durum var Yasaların geçerliği. Hiçbir şeyin nedenini niçinini aramayan ilkel düşünce bu buyrukların nereden geldiğini niçin konduklarını, neden onlara itaat edilmesi gerektiğini sormadan bu buyruklara itaat ediyordu. Sofistlerden önce hiç kimse bu yasaları incelemeyi, eleştirmeyi, bunların geçerliklerinin neye dayandıklarını sormayı düşünmemişti. Yunan Aydınlanması ile bu kabuller sallantıya girdi, bu yasaların nedenleri ve geçerlikleri üzerinde düşünülmeye başlandı. Çeşitli devletlerin, çeşitli kavimlerin politika yaşamında olduğu gibi, törelerinde de çeşitlilikler olduğunun farkına varıldı. Bundan da yasaların bütün insanlar için genel geçer bir değeri olmadığı sonucu çıkarıldı. Bu gibi yaşantılar sonunda şöyle bir soru ortaya atıldı Kavimlerin devletlerin ve çağların çeşitliliğinden bağımsız olan ve her şeyin ölçüsü olan, her yerde ve her zaman geçen bir yasa var mıdır? Böylece başlangıçtaki fizik problemine koşut bir problemle Yunan ahlak felsefesi de başlamış oldu. Nesnenin hep aynı kalan, her değişmenin üstünde bulunan özüne ilk dönem filozofları doğa physis diyorlardı. Doğanın her türlü değişmesinin üstünde kalan bir yasa vardı. Bu doğa yasalarının karşısına da insan tarafından konulmuş olan, belli zamanlarda ve sınırlı çevrelerde geçen yasalar çıkıyordu. İşte bu doğa physei ile koyum thesei karşıtlığı Yunan Aydınlanmasının karakteristik düşüncesidir. Bu dönemde, sofistlerde, ahlak yasalarının bir koyum olduğu düşüncesi geçerliktedir; bütün ahlak ilkeleri doğadan değil, koyumlardan ortaya çıkar. Öyleyse bütün ahlak yargılamaları da bir uzlaşımdır Convention. Ahlak yasaları uzlaşım olunca, insan tarafından konulmuş olunca, onların mutlaklığı da kalkar ortadan. Her zaman, her yerde geçen bir-iyi de yoktur artık. İyi»nin kendisi diye bir şey de olamaz, sadece iyinin değişen içerikleri vardır. Ahlak ilkelerinin değişmez, mutlak olduğu görüşü ile, ahlak değerlemelerinin çağdan çağa değiştiği, ahlak ilkelerinin göreli bir değeri olduğu görüşü çeşitli belirlenimler içinde bütün felsefe tarihi boyunca sürüp gitmiştir. Ahlak yasalarının doğadan var olduğu, ya da Tanrı tarafından konulduğu kabul edilirse, onların mutlaklığı da kendiliğinden kabul edilir; Ahlak buyrukları kesin bir ilke olarak gösterilir. Ama ahlak buyruklarının doğmuş, ortaya çıkmış bir şey olduğu söylenirse, o zaman da doğuşlarının nasıl olduğunun gösterilmesi gerekir. Physei ile Thesei arasındaki ayrılığın başladığı Sofistik çağdan beri bu soru hep ayakta kalmış ve haklı olarak her türlü görüş ve öğreti çatışmalarının merkezi olmuştur. *Ahlaka uygun davranışın motiflerini doğrudan doğruya toplumda arayanlar olduğu gibi, bu davranışın motiflerini insan psikolojisinde arayanlar da olmuştur. *Ahlak değerlerinin başlı başına bir varlık alanı olduğunu kabul edenler olduğu gibi, bir toplum tarafından iyi olarak kabul edilen şeylerin iyi» olduğunu savunanlar, toplumun iyi bulduğu şey iyidir» diyenler de var. Bu sonunculara göre bütün ahlak değerlerini belirleyen toplumun ortalama kanısıdır. *Öte yandan ahlak değerlemelerini sadece insandaki ahlak duygusu»na bağlayanlar da var. İnsanla ilgili olayları, kültür olaylarını açıklamada sadece tek motiften hareket etmenin açıklamayı eksik bıraktığı ve tek yanlı bir görüşe vardırdığına kuşku yok. İlkin değerlerin başlıbaşına bir varlık kurduğuna inanılabilir olsa olsa, ama bir gerçekliği olmadığı için tanıtlanamaz. Ahlaki yalnızca ahlak duygusuna bağlamak da yetmiyor. Bu duygunun görme işitme gibi özel bir organı yok. Öyleyse böyle bir şeyin varlığını kabul etmek de yalnızca bir varsayım olur. Herkeste de bir ahlak duygusunun varlığından sözedemeyiz, kiminde az gelişmiş, kiminde hiç yok. Ayrıca bağlı olduğumuz çevreye göre duygularımız da bir biçim kazanıyor. Ama aynı çevrede de iki insan birbirinden ayrı nitelikte gelişebiliyor. Oysa, ahlak ilkelerinin, değerli olanın, çağlara, toplumlara göre değişmesi, iyiyi toplumun belirlediğini gösteren oldukça sağlam bir kanıt. Yine de, toplumun değerli bulduğu şey değerlidir demek de yetmiyor. Toplum bazan değerli olmayan şeyi de pekâlâ değerli bulabiliyor. Bir toplumun çoğunluğu bir şeyi iyi buluyor diye o şeye iyi diyemiyoruz her zaman. Sokrates’in de bu çoğunluk düşüncesi ile savaştığını biliyoruz. Sokrates kendi içinde bulunduğu toplumun düşüncelerine karşı çıkmış, bu bakımdan gençliği uyarmaya çalışmış bir bilge. Toplum kendisini gençliği baştan çıkarmak ve Tanrılara inanmamakla suçluyor ve kendisini ölüme mahküm ediyor. Şimdi biz bugün o topluma baktığımızda, toplumun düşüncelerini mi, yoksa Sokrates’in düşünce ve davranışlarını mı iyi ve değerli buluyoruz? Sokrates toplumun çoğunluğunun göremediği değerleri görmüş, bunları kendi yaşamına uygulamış ve çevresine yaymış bir bilge. Öyleyse o toplumun iyi bulduğu şey, bizim için, hiç de iyi değil. Bazan bütün bir toplumu, bütün bir çağı kötü ruhların» sardığı görülmemiş bir şey midir? Hıristiyan Ortaçağın Engizisyonları düşünülsün. Bütün bu işkenceler hep bir yüksek ide» uğruna yapılmıyor muydu? Bütün bu çoğunluk hareketleri karşısında gerçekten yüksek ahlak ilkelerini hep büyük moralistler, ahlak ve din adamları, filozoflar, yani hep tek tek kişiler getirmiyor mu? Değerler de eskiyor, çürüyor, değerini yitiriyor. O zaman büyük kişiliklerin getirdikleri yeni değerler zamanla ki değerlerin yerini alıyor ve topluma mal oluyor. Ancak şu soru da akla gelebilir burada İster toplumun kabul ettiği eski değer, ister henüz yürürlüğe girmemiş yeni değerler olsun, bunları yi bulmamız neye dayanıyor? Değerlerin toplumdan topluma değiştiğini, sadece göreli bir değerleri Olduğunu tarih içinde gördüğümüz halde, bizi onlara itaate yönelten nedir? Hatta değerlerin göreli olduğunu kabul etmek insanları sonunda anarşiye götürmez mi? Yarın değerini yitirecek bir şeye bugün ne diye bağlanayım diye soramaz mı insan kendi kendine? Böylece bütün ahlak kuralları altüst olmaz mı? Nitekim Nicolai Hartmann aynı kaygılarla, değer relativisminin insani sonunda anarşiye götüreceği korkusu ile sanki, değerlerden sıyrılmış bir dünyada insan insan olarak yaşayabilir mi diye soruyor. Ona göre, değerlerden sıyrılmış, kutsallığını yitirmiş bir dünyada yaşamaya kimse katlanamaz.» Ethik, s. 9. Demek biraz da pratik kaygılarla değerleri bir mutlaklaştırma var onda. Burada değerlerden sıyrılmış bir dünyada yaşanabilir mi? » sorusu yerine değer koymadan, değerleme yapmadan durabilir mi insan diye sormak gerçeğe daha uygun olmaz mı? İnsan başkaları ile birlikte yaşayan bir varlık. Doğduğu günden son gününe değin insan hep başkaları ile bağlantı içinde. Ahlak da, ahlak değerlemeleri de bu başkaları ile olan ilişkilerimizde ortaya çıkan, beliren bir şey. Yeryüzünde tek başına yaşayan bir insanın ahlakından söz edilebilir mi? Kime karşı davranışında ahlaklı ya da ahlaksız olacak? İnsanın bireysel bir yönü de var elbette; insan başkaları arasında da yalnız olabilir, onlardan uzak durabilir ama insanın bir de toplumsal yapısı var. Aristoteles’in deyişi ile toplumsal bir canlı varlık» insan aynı zamanda. İnsanın bir yandan bireysel bir varlık olduğu, kendi ben’ine dayandığı ama öbür yandan her insanın başkaları ile birlikte bulunduğu bir toplum varlığı olduğu, başkaları ile, sen»le bir bağlantı içinde bulunduğu göz önüne alınırsa, ahlakın temelinin de bu sen-ben bağlantısında ortaya çıktığı görülecektir. Çevremizdeki, insanları seviyoruz, ya da nefret ediyoruz onlardan; hoşlanıyoruz ya da kızıyoruz, herhalde bir ilgi kuruyoruz çevremizle. Onları sevmemiz onlara karşı davranışımızı da belirliyor, onlardan da aynı davranışları bekliyoruz. Başkalarını düşünmeyen, onlara saygı göstermeyen, onları hesaba katmayan insana bencil diyoruz. Bu bencil sözünde ahlakça bir yerme var. Bencil insan da toplumsal bağlantılarda sıyrılmış değil, ama bu toplumsal bağlantılar içinde başkalarını değerlerini hiç göz önüne almadığı için böyle kimseye bencil diyoruz, başkalarına kayıtsız kaldığı için ahlakça aşağı buluyoruz. Bugün. bizim kültür çevremizde egemen olan ahlak için de karakteristik olan, bütün ahlak buyruklarının, birlikte yaşanılan insanlar istekleri yararına, kendi isteklerimizi baskı altına almaya dayalıdır. Bu ahlak başkalarını göz önüne almayı, başkalarına saygı göstermeyi ister ve başkası için kendine karşı durur. Öyleyse kültür çevremizde geçerli olan ahlak da bir feragat» ahlakıdır. Dinlerdeki ahlakın esası da hep buna dayanır. Gerçi bugünkü dünyamız içindeki çeşitli ahlaklar bu başkalarını» belirlemede ayrılırlar. İlkel toplulukların saygı gösterdiği başkası» yalnızca kendi soyu sopu, uluslar için yalnızca kendi ulusu. Ancak bütün bunların üstüne çıkabilen az sayıda filozof kişiler için başkası» bütün insanlardır. Çevresi genişlemiştir onun. Bu çevrede bütün insanlık yer alır. Bütün dinler bile bu kadarına erişememiştir. Yalnızca kendin gibilerini» seveceksin diyor Hıristiyanlık da. Ama ne olursa olsun bütün bu ahlaklarda esas olan hep başkalarını göz önünde tutmadır; hep birlikte yaşanılan insan, toplum söz konusudur, toplumun istekleri, gereksinmeleri düşünülür, toplumun davranışlarımızdan ne beklediği bize bildirilir. Bu bakımdan bütün yürürlükteki ahlak yasaları bir buyruk niteliğini alır. Her ahlak da bu buyruklarının gerçekleştirilmesini, yerine getirilmesini ister, onlara itaat edilmesini ister. İtaatse özgürlüğü ortadan kaldıran bir şey. Oysa özgürlük olmayınca ahlakın kendisi de ortadan kalkar. Özgürlük içinde yapılmayan bir eylemin ahlakça hesabı verilemez. İnsanın yapıp ettiklerinin hesabını verebilmesi, bir eyleminden sorumlu tutulabilmesi için o insanın özgür olması gerekir. Çelişik bir durum var burada Ahlaklı olmamız için özgür olmamız gerekiyor, ama öte yandan ahlak, itaati de şart koşuyor. Öyleyse bu itaatin, itaat kavramının ahlak bakımından değerlendirilmesi, temellendirilmesi gerek. İtaat ne çeşitten bir itaat olmalıdır ki ahlaka uygun olabilsin? Hangi itaat ahlaka uygundur? Biz kime itaat edersek ahlaka uygun hareket etmiş oluruz? Bu sorunun bir başka yönü de ahlakta yasa koyucunun kim olduğu sorusudur. İtaat edilmesi gereken buyrukları kim koymuştur? Ahlaktaki yasa koyucu tek insan, toplum, devlet, tanrı olabilir, ben kendim olabilirim. Bu buyruklar kimden gelirse gelsin onlara karşı bir ödev duygusu da var hepimizde. Onları yerine getirmek için bir şey bizi zorlar. Bu bizi zorlayan nedir? Başka sözcüklerle, ahlaka uygun itaatin gerekçesi söz konusudur burada. Niçin itaat ediyoruz? Bizi itaate zorlayan çeşitli yollar var. Bunlardan biri kör ya da otomatik itaat. Bir buyruğa mutlak bir körlük içinde itaat edebilirim. Sadece buyurulmuş olması yeter. Tam bir körlük, hipnotize olmada görülür. Böyle bir durumda hareketleri yöneten hipnotize edendir; edilenin kişiliği kaldırılmış, daha doğrusu uyuşturulmuştur. Böyle mekanik bir itaat normal olmayan bir durumdur. Ama hipnotize edilmeden de bir çeşit kör itaate ve kör inanca pek rastlıyoruz yaşamda. Özellikle çocuklarda. Çocuğun henüz kişiliği kurulmadığı için itaati de otomatiktir çoğunlukla. Hipnotize edilen de, çocuk kör itaati de ahlakça yargılamanın dışındadır. Her ikisinden de itaatinin hesabı sorulamaz. Ama kişiliğin eksik oluşu, kendi kendine düşünebilme yeteneksizliği, çocukta olduğu gibi, yetişkinlerde olabilir. İnsanlar, hipnotize etmeden de, başkalarını düşünce ve ahlak bakımından uyuşturabilirler, kişiliklerini kötürümleştirebilirler, hatta büsbütün ortadan kaldırabilirler. Böylece yetişkinlerde ve normal insanlarda da kör bir inanmanın ve buna karşılık olan kör bir itaatin koşulları hazırlanmış olabilir. İnsanlar, bencillik duyguları uyandırılarak da, ahlak bakımından körleştirilebilirler. Bir ah1ak buyruğunun yerine getirilmesi istenirken gerçi insan bunu yapıp yapmamada özgür bırakılmıştır, ama sonunda ya bir mükafat»a kavuşacak, ya da ceza görecektir. İnsanın buyruğu yerine getirirken artık göz önünde tuttuğu mükafat»tır; buyruğun içeriği, yani ahlaksal eylem bunun gerçekleşmesi için bir araç olmuştur sadece. Sonunda ahlaksal eylemin değeri artık görülmez olur. İnsanların böyle bir körleşmesi ya da körleştirilmesi karşısında ahlaksal yargılama nasıl olacak? Değişecek mi? Düşünüş ve ahlak bakımından geri kalmış olmanın, ya da burada söz, konusu olan düşünüş ve ahlakça uyuşukluk durumunun ve buna dayanan kör inanma ve kör itaatin ahlak bakımından kötü bir şey olduğuna, böyle bir şeye değer verilemeyeceğine hiç kuşku yok. Yetişkin insanlardan belli bir ölçüde kişilik bekler, özgür bir düşünce isteriz. Çoğunlukla, bir eylemi ya da bu eyleme temel olan düşünüşü ahlak bakımından yargılar ve değerlendirirken, bu düşünüşün nereden geldiğini sormayız. Karşımızda iki gül ağacı olsa. Biri iyi gelişmiş, sağlam, çiçekleri canlı, öbürü cılız, hastalıklı. Bunlardan hangisinin güzel olduğuna karar vermek için gelişmelerinin nasıl olduğunu sormayız. Cılız kalmış gülün bahçıvanını sorumlu tutarız gerçi, ama bu, ağaç üzerindeki yargımızı Ya da örneğin, biri bilgi bakımından pek zavallı durumda, bilgisizliğinden boyuna yanılıyor. Neden böyle olduğunu da pekâlâ anlıyoruz bilgisini artırmak için pek bir fırsat bulamamış. Ama böyledir diye bu adamı bilgice sınırlı değil de, bilgili mi kabul edeceğiz? Böylece bir insanın düşünüşü ya da karakteri üzerindeki yargımız, bu adamı nasıl olup da böyle bir düşünüş ya da böyle bir karaktere varmış olduğu düşüncesinden büsbütün bağımsızdır. Her insanın, her durumda kendinin olan, ahlaksal bir değeri vardır; biz de o insanı o değerine göre değerlendirebiliriz. Bu ahlaksal değerin nereden geldiğini anlamamız, bu aynı değeri ne çoğaltır, ne azaltır, bundan dolayı bizim değerlememiz de değişemez. Biz bir insana iyi ya da kötü derken, karakteri hakkında bir yargıda bulunurken bu karakterin neden iyi ya da kötü olduğunu, bunun nereden geldiğini düşünmeyiz. Gül ağacının cılız kalmasından bahçıvanı sorumlu tuttuğumuz aynı ölçüde, yetişkin insanın ahlak ve bilgice cılız kalmasından da çevresini sorumlu tutabilir miyiz? Düşünüş ve ahlakça körleşmiş ya da körleştirilmiş bile olsa, bir insanın sorumluluğu başkasına aktarılabilir mi? Ahlaksal sorumluluk, Theodor Lipps’in dediği gibi, birinin omuzundan alınıp bir baş kasının omuzuna verilebilecek bir yük parçası değildir» Die ethische Grundfragen, s. 106. Çünkü biz her insandan, insan olması bakımından, belli ölçüde de olsa, özgürlük bekleriz, yapıp ettiklerinin bilincine varmış olmasını, hesabını kendisinin verebilmesini bekleriz. Ahlakça sorumluluğu olmayan insanın ahlakından da söz edilemez. Özgürlük olmadan da sorumluluk olamayacağına göre, öyleyse ahlaklılık özgürlükle aynı anlamdadır. İtaati, dar anlamında, yani bir başkasının istemeleriyle belirlenmiş olma anlamında alırsak, hiçbir itaat ahlaka uygun olamaz. Düşünce özgürlüğünün ortadan kaldırıldığı yerde, kör bir inanma ve kör bir itaat söz konusu olacağından, bir başkasının istemelerini körü körüne -yerine- getirme de her zaman ahlaka aykırı olur. Kısaca, itaat, düşünüş olarak, özgür olmayıp kölelik- anlamında alınırsa, ahlaka aykırıdır. Her insanda bir özgürlük özlemi var. Ama birçokları kendilerinin özgür olduklarını sandıkları halde, gerçekte hiç de böyle değildirler. Başkalarının istençlerine bağlı olmakla ahlakça bir darlık içinde bırakılmışlardır. Mükâfat ve ceza» düşüncesine, alınyazısının ve başka insanların lütuflarına, alışkanlıklara, geleneklere, toplumun ya da bağlı olduğu çevrenin ön yargılarına bağlıdırlar. Çoğu zaman çevrelerinin değerlemeleri kendilerine kendi değerlemeleri gibi görünür Başka kişilere kör bir bağlanma ile, kendi kişiliklerinin özgür olduğunda aldatılmışlardır. Bütün bunlara karşı her ahlak felsefesi, ahlakça bir özgürlüğü, yani kendini ahlak bakımından özgür olarak belirlemeyi ister. Öyleyse felsefenin de insanları özgür kişilikleri olan yetişkinler haline getirmek gibi bir görevi yok mudur? Asıl ödev eğitime ve devlete düşer elbette. Ama devletleri uyaranlar da hep filozoflar olmuştur. İnsanların uyuşuk kalmasından faydalanacak olan devletler de bulunabilir. Çünkü insanlar uyuşturulmakla daha çabuk itaat alt alınabilirler, kör bir itaat ve inançla daha kolaylıkla onlar üzerinde egemen olunabilir. Böyle bir uyuşturmadan faydalanıp, insanları düşünce ve ahlak bakımından kötürümleştirerek egemen olmak isteyen insanlar çıkabilir. Şöyle bir durum da bu uyuşturulmaya yardım eder Çocuklar küçük yaşlarında anlayamadıkları şeyleri ezbere öğrenmeye bırakılır. Soruları cevaplandırılmaz, susturulur sordukça. Kuşkuları çözülecek yerde, o kuşku duydukları şeyler üzerinde düşünmeleri yasak edilir. Giderek yetişmekte olan insan düşünmeksizin uyacak, kendisine yasak edilen ya da buyurulan şeyleri düşünmeden kabul edecektir. Kendisine buyurulan şey belki doğrudur, önemlidir, ama herhalde bu durumda kendi düşünce etkinliği durdurulmuş, kötürüm edilmiştir. İnsan bir karşı koyma olmadan belli çizgiler içine girmiştir, başkaları için kör bir alet olmuştur, kör bir inanca, kör bir itaate elverişli olmuştur. Etkilerin çoğalması sonunda fanatik olur. Yüksek bir ereği gerçekleştirmek uğruna da olsa, insanları köle haline getirmeye kimsenin hakkı olmadığı gibi, bu, ahlakın kendisini de ortadan kaldırmak olur. Despotluk ahlak bilincinin yıkılmasına yol açar. Başta, her yürürlükteki ahlak despot olmak zorundadır demiştik. Bu despotluk her ahlakın hem tutunmasının hem yıkılmasının nedeni olur. Öyleyse bu noktada eğitime ve devlete düşen bir ödev yok mudur? Denebilir ki, kör olan bir kimsenin yönetilmesi gerekir, öyleyse devlet de uyanmamış halkını yönetecektir. Ama devletin ve eğitimin asıl ödevi de bu gibi körlükleri ortadan kaldırması, insanları uyandırması ve insanları kendi gözleri ile görür kı1masıdır Kültürün, eğitimin ereği, insanda her şeyden önce insanı başkaları karşısında insan yapan yetenekleri uyandırmak ve onlar üzerinde işlemektir. Eğitimin, özellikle ahlak eğitiminin ereği, insanları ahlak üzerinde kendi kendine yargılama yapabilecek duruma getirmek olmalıdır. Her insan kendi kararlarını kendi özgür düşüncesi ile verebilmelidir. Gözlerimi kaparım ödevimi yaparım» düşüncesi, bu açıdan bakıldıkta, ahlaka uygun değil, hatta ahlaka aykırıdır. Ödev bilinci toplum için gerekli, yerinde bir şey, ama bu ödevi kör itaatle yerine getirmek kötü; insan artık gözlerimi açar ödevimi öyle yaparım» diyebilmelidir. Ahlakın içinde tam bir özgürlüğün sözü edilemez elbette. Ahlak bizden buyruklarına itaati bekliyor. Her birimiz bir toplum içinde yaşadığımıza, bir toplum varlığı olduğumuza göre, ahlak-dışı yaşamak da pek olacak şey değil. Öyleyse eğitime düşen insanları, kör bir itaate götürmeden, kendileri seçecek bir duruma getirmeye çalışmak; içinde bulunduğu durumları olduğu gibi kabul eden insanlar değil, verileni olduğu gibi alan değil, bu verilene karşı tavır alabilen özgür düşünceli kimseler yetiştirmek, öyle ki sonunda kendi seçsin, gerekli olduğu ve gerekli bulduğu yerde kendi isteği ile itaat etsin. Ahlakta bu buyruk karakterini, gereklilik karakterini, ve bu buyruklara itaatin ödev olduğunu en iyi dile getiren Kant olmuştur. Kant, bu gereklilik karakterini ahlakın özü olarak kabul eder. Böylece ne yapmalıyız? » sorusu Kant’ın ahlak felsefesinin ana sorusu olmuştur. Klasik İlkçağ ahlakının —Sokrates ahlakı, Stoa ahlakı Epikuroscu ahlak— ise problem koyuşu başka türlüdür. Bunların’ ana-sorusu benden istenilen nedir, benden beklenilen nedir?» değil de, mutlu olmak için nasıl yaşamalıyım? » Bu ahlaklar, bireyin, eyleyenin, kendisinin isteklerinden hareket eder. Bu ahlakların bir gereklilik, bir buyruk niteliği yok, bir isteme niteliği var buyruk biçiminde dışarıdan gelen bir isteme değil, benden gelen bir isteme. Gereklilik ahlakındaki yaderkliğe heteronomi karşılık, bu ahlaklarda özerklik autonomi var. Gerçi Kant da ahlakını heteronomi olmaktan kurtarmaya çalışmıştır. Kant’ın ahlaki bir ödev ahlakı, bir gereklilik, bir buyruk ahlakı. Böyle bir ahlakda insanın özgürlüğü ortadan kalkabilir. Ama Kant Rousseau’dan aldığı autonomi kavramı ile özgürlüğü kurtarmaya çalışır İnsan ancak kendi yasasını kendisi koyabilirse özgür, dolayısıyle ahlaksal bir kişi olur». Ancak Kant’ta kişi akla dayanan eylemlerde bulunan insandır Autonomi de aklın ve akla dayanan eylemlerde bulunan kişinin bir özelliğidir. Böyle olunca autonomi aklın bir özelliği olur Zaten, aklın birliğine inanan Kant, kişinin autonomisinden çok, aklın autonomisinden söz eder. Nitekim özgürlük de Kant’da sadece bir ide dir Kant’ın ahlaki daha çok bir kendini sınırlama» ahlakıdır. Klasik ilkçağ ahlaki ise kendini sınırlama ahlaki değil, kendini gerçekleştirme ahlakıdır daha çok kendini geliştirmeye dayanır. Bu bakımda özgürlük bu ahlakta daha çok bir anlam kazanıyor. Ancak, kendini sınırlama ahlakı ile kendini geliştirme, kendini gerçekleştirme ahlak, ödev ahlakı ile kişisel özgürlük ahlakı uzlaşmaz bir biçimde mi birbirinden ayrıdırlar, bunlar birbirine yaklaştırılamaz mı? Bir toplum içinde yaşadığımıza göre, o toplumun yasalarına, ahlak kurallarına uymamız da bir ödev olarak karşımıza çıkar. Ama bu kurallar, bu buyruklar kendinde varlıklar», mutlak varlıklar olarak görülmeyip de, o toplumda yaşayan insanların ortalama isteğinden» başka bir şey olmadığı anlaşılırsa, bu ilkelere tavır alabilmede özgür olacağımız da kendiliğinden kabul edilir. Gelişmiş, bir kişilik kazanmış insan, o buyrukları, ilkeleri tartıp biçecek, çağına ve toplumuna göre değerlendirecek, gerekirse onlarla savaşacak. Hatta onlara uymak kadar onlarla savaşmayı da ödev bilecek. Kişilerinin özgür yetişmesini istemeyen bir toplum ödev bilincini» de uyandıramaz ve üyelerinden sadece kör itaat ister. Bu da sonunda toplumun ahlakını da, kültürünü de, o toplumun kendisini de yıkıntıya götürür. İnternet ve çeşitli mecralardan derlediğimiz Filozof Sözleri içeriğimizi okumaktasınız. Bu sayfada bulunan sözler ile ilgili yorumlarınızı ya da benim de söyleyeceklerim var diyorsanız eklemek istedikklerinizi, en altta bulunan yorum alanını kullanarak bize gönderebilirsiniz. Tarihin gerçeklerini tam olarak bilmek mümkün değil. O an yaşayanlardan başka kimse her şeyi doğru olarak bilemez. Ahlaksız insanlarda eksik olan iki duygu vardır. Bunlardan biri adalet bir diğeri ise gurur duygusudur. Gün bitince her şeyi unut. Hatalarını, sevinçlerini, hüzünlerini hepsini bir kenara koy ve uyu. Aynı hata üst üste yapılırsa kişi hatasının farkına varmamış demektir. Yalnız kaldığında kafanın içerisindeki sesleri dinliyorsan anlatacak bir dostun yok demektir. Bir insan çok şey bilse bile az şey biliyormuş gibi davranmalıdır. İnsanlar yalnızca bu şekilde huzurlu olabilirler. Hayatınızda bir prensip edinecekseniz eğer bu adaleti savunmak olmalıdır. Adaleti sağlayan bir insan olursanız çok daha kolay bir hayatınız olur. Akıllı insanlar her şeye sahip olduklarını ve her zaman her şeyin en iyisini yapacaklarını sanırlar. Fakat eksik olan vicdanları yüzünden hiçbir şeye sahip olamazlar. Ahlakın en temel yapısı korkudan geçer. Ahlaksızlık yapacak cesaretlerinin bulunmamasından dolayı hep ahlaklı geçinirler. Aşık olmak mantık işi değildir. Mantığın bittiği yerde aşk başlar. Başkalarının da size inanmasını istiyorsanız ilk olarak kendinize inanmanız gerekir. Siz kendinize inanmazsanız kimse inanmaz. Bir insan hangi limana yaklaşacağını biliyorsa limana ulaşması daha kolay olur. Sessiz ve karanlık gecelerin bir gün geçeceğini ve sabah olunca güneş açacağını bilmek gerekir. Sabah olup güneş açınca her şeye karşı umut olur. Kimseye adaletsizlik yapmamak iyi bir insan olmak için atılmış en büyük adımdır. Hayatını kendi elleriyle emek vererek yontan bir insan her daim mutluluğu hak eder. Hayat bir komedi değil. Bunun farkına varıp hayatın ciddiyeti ile yaşamak gerekir. Gençken öğrenmesi gereken her şeyi öğrenmeyen kişiler yaşlanınca gölgesinde dinlenecek bir ağaç bulamaz. Bir insan hayatını yaşamak istiyorsa çalışmak zorundadır. Bir insan çaba göstermeden çalışmadan hiçbir şeye sahip olamaz. Herkesin tutunacak bir dalı vardır. Bir gün bu dal kırılırsa umutsuzluğa düşme. Tutunacak yeni bir dal bulana kadar çabala. Sessizlik insanın akıl sağlığı için çok önemlidir. Bazen aşırı sessizlikten kafayı yerken bazen de aşırı ses insanın kafasını yorar. Boş zamanları nasıl değerlendireceğini iyi bilen bir insan tüm hayatını dolu dolu geçirir. Filozof Yazıları Dünyayı yönetecek bir güce sahip olmak için ilk olarak kendini yönetmeyi bilmen gerekir. Öğrenmek sadece kitap ile ders ile olacak şey değildir. İnsan en büyük şeyleri hayattan öğrenir. Öyle kalıcı bir şekilde öğrenir ki bir asır geçse de gerçek hayattan öğrendiklerini hiçbir zaman unutmaz. Tıpkı bir deniz kadar sonsuz duygularınız olsun. Hiç değilse duygularınızla hareket edersiniz. Hayatında bir değişiklik yapmak için neden sürekli yarını bekliyorsun? Hayatı erteledikçe hiçbir şeye sahip olamazsın. En büyük kölelik insanların akıllarından geçenleri söyleyememesidir. Eğitim bir insanın başına gelebilecek en güzel şeydir. Eğitilmemiş insan yarım kalmış bir insandır. Adaletsizliği yaşanan kişinin hissettikleri adaleti yaşatan kişilere göre çok daha hafif kalır. Her şeyi öğrenmek ve bilge olabilmem için ilk olarak kişinin kendini bilmesi gerekir. Bir de platonik aşklar vardır. Öyle zor öyle güzel. Her hareketi kendi üzerine alınma durumları yaşanır. Kimseye yukarıdan bakmamak gerekir. Gün gelir yukarıdan baktığın insanlara kafanı kaldırıp bakman gerekir. İyi bir insan olmak çok kolaydır. Fakat adaletli bir insan olmak oldukça zordur. Zengin olmak para, mal, mülk ile olacak şey değildir. Zenginlik yürek ile olur. Yüreğiniz sevgi üretebiliyorsa siz çok zengin bir insansınız. Hayatta sanki tek bir hata varmış gibi tekrar tekrar aynı hatayı yapan insanlar var. Eşitliği ve huzuru sağlamak için en temel yapı adalettir. Adaletin ve eşitliğin olmadığı yerde felsefe de kaybolur. Hayatına dokunan, iyiliği bulunan bir kişi uşağınız bile olsa ona minnet duyun ve efendiniz olarak görün. Bir yerde adaletin olması demek oranın toplumunda hiçbir suçun olmaması demektir. Yalanları hatırlamak zorunda kalmak istemiyorsan her daim doğruları söylemek zorundasın. Kitap okumadan geçen bir ömür sağır ve dilsiz geçmiş bir ömre benzer. Kitap insanı besler ve büyütür. Zayıf beyinli insanlar olayları tartışırken güçlü beyinli insanlar fikirleri tartışmayı seçerler. Fikirleri tartışmak insana çok şey katar. İnsanın en büyük sermayesi bilgidir. Bilgisiz bir insan en fakir insandır. Öyle bir yalnızlık yaşar ki insanlar kafalarındaki düşünceler duvarlara çarpıp yeniden kafalarının içine girer. Zor denilen şeyler aslında cesaretsizlikten yapılmaz. Cesaretli insanlar zor olan şeylere bile dimdik yürürler. Bazı kalpler bükülür fakat kırılmaz. Bu insanlar en şanslı insanlardır. Adaleti sağlamak için geç kalan bir kişinin adaletsiz insanlardan farkı olamaz. Devlet sevgi ve bağlılık ile kurulur. Devleti devam ettirmek için ise adalet gerekir. Özgür olmak için az şeye sahip olmak gerekir. Çok şeyi olan kişi daha bağımlıdır. Annelerin hayatlarını değiştiren onlara çapa olan kişiler çocuklarıdır. Bir şeyleri bilmediğini bilen insanlar geriye kalan tüm insanlardan daha akıllıdır.

filozofların ahlak ile ilgili sözleri