fal sihir ve büyü ile ilgili ayetler

Büyü Sihir ile ilgili ayetler. (Ve tuttular) şeytanların Süleyman’ın mülkü üzerine uydurdukları (batıl yalanların) peşine takıldılar. Süleyman kâfir olmadı fakat şeytanlar kâfir oldular. İnsanlara sihri ve Babil’deki iki meleğe, Harut ve Marut’a indirilen şeyleri öğretiyorlardı. “Biz ancak bir imtihanız/dinin Büyü ve Büyücülük İle İlgili Ayetler. Büyü ile ilgili Yüce Allah’ın (c.c) emirlerine bakalım: Bakara Suresi 102’nci ayet: “Ve onlar, Süleyman’ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkâr etmedi; ancak şeytanlar inkâr etti. Dinİşleri Yüksek Kurulu 28 Eylül 1979 tarih ve 1883 sayılı kararında, Cenab-ı Hak’tan şifa umarak hastalara Kur’an-ı Kerim ve şifa ile ilgili dualar okumanın câiz, halkı kandırmak ve gaipten haber vermek amacıyla üfürükçülük yapmanın ise dinen yasak olduğunu belirtmiştir. Ahkaf Suresi 7. Ayet; Âyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, o küfredenler kendilerine geldiğinde Hak (kitap Kur’an) için, düşünmeden “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler. Zariyat Suresi 39. Ayet; O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve “Bu bir büyücü veya delidir” dedi. Büyübozma, Kuranı Kerimden büyü bozma ile ilgili ayetlerle rukye yapılır, (okunur) ve konu ile ilgili ayetler esmaül hüsnadan konu ile ilgili esmalar çekilir. . Korunmak için yapılan eskiden en çok uygulanan düşmandan korunmak, düşman saldırısına karşı, silaha karşı olanıdır, kimi kabadayılar, düşmanlarına karşı kendilerini okutup kendilerini korumaya alırlard Aucune Rencontre N Arrive Par Hasard Livre. Selam Dostlarım, Konumuzda Sihir ile ilgili ayetler, Kur’an’da Sihir Bozan Ayetler, Bakara Suresi Büyüyü Bozar mı?, Büyü ile ilgili hadisler diyanet, Büyü ile ilgili ayet hadis, Büyü yapanda yaptıranda cehennemliktir âyeti, Kur’an’da büyü yapanların sonu, Muska ile ilgili ayetler, Büyü ile ilgili ayetler Diyanet, Peygamberimizin büyü ile ilgili hadisleri, Kuran büyü hakkında ne diyor? Bakara suresi büyü bozan ayeti aramalarında yardımcı olarak paylaşmaya çalışacağız. Faydalı olması dileğimizdir. Öncelikle Sihir Nedir? İnsana yönelik olarak tabiat üstü gizli güçlerin yardımı ve aracılığıyla, belli bir maksadı gerçekleştirmek ve belli bir gayeye ulaşmak için uygulanan ve etkili olduğu kabul edilen eylem; bir şeyin veya olayın gerçek hüviyetinden uzak olarak başka bir halinin gösterilmesine sihir denir. Sihir, İslâm’ın kesin olarak yasaklayıp reddettiği bir inanç ve işlem olup, tabiat kuvvetleriyle insanlara bir takım etkilerin yapıldığı söylenen ilkel bir anlayış ve olgudur. Sizlere Yüce yaratıcımızın Büyü ve Sihir ile ilgili ayetlerini aşağıya yazdık. Faydalı olması dileğimizdir. / Türkiye’nin en geniş Güzel sözler, ayetler, hadisler ve atasözleri ve deyimler platformu // Bizleri her türlü sosyal medyadan takip edebilirsiniz. Konumuzun altında linkler mevcuttur. Sihir ile ilgili Ayetler فَقَالَ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُۙ Bu sadece öğretilegelen bir sihirdir. Bu Kuran yalnızca bir insan sözüdür” dedi. Müddessir suresi 24. ayet اَفَسِحْرٌ هٰذَٓا اَمْ اَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz? Tur suresi 15. ayet كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka “Bir sihirbazdır veya bir delidir.” dediler. Zariyat suresi 52. ayet فَتَوَلّٰى بِرُكْنِه۪ وَقَالَ سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında “Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir.” demişti. Zariyat suresi 39. ayet وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَ السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِنْدَكَ اِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ Onlar azâbı görünce “Ey sihirbaz! Sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Biz gerçekten doğru yola gireceğiz.” dediler. Zuhruf suresi 49. ayet اِلٰى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ Firavun’a, Hâmân’a ve Karun’a da onlar “Bu bir sihirbaz, bir yalancıdır” dediler. Mümin suresi 24. ayet وَعَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْۘ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌۚ İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kâfirler “Bu bir sihirbazdır, yalancıdır” dediler. Sad suresi 4. ayet وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا رَجُلٌ يُر۪يدُ اَنْ يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬كُمْۚ وَقَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌ مُفْتَرًىۜ وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۙ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ Karşılarında açık deliller halinde âyetlerimiz okunduğu zaman o zalimler “Bu, başka değil, sırf sizi atalarınızın taptığı tanrılardan men etmek isteyen bir adam.” dediler. Ve “Bu Kur’ân, başka bir şey değil, sırf uydurulmuş bir iftira” dediler. O kâfirler, hak kendilerine geldiği zaman “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değil.” dediler. Sebe suresi 43. ayet فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا لَوْلَٓا اُو۫تِيَ مِثْلَ مَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰىۜ اَوَلَمْ يَكْفُرُوا بِمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى مِنْ قَبْلُۚ قَالُوا سِحْرَانِ تَظَاهَرَا۠ وَقَالُٓوا اِنَّا بِكُلٍّ كَافِرُونَ Fakat onlara tarafımızdan o hak peygamber gelince, “Musa’ya verilen mucizeler gibi ona da verilmeli değil miydi?” dediler. Peki daha önce Musa’ya verileni de inkâr etmemişler miydi? “Birbirini destekleyen iki sihir” demişler ve şunu söylemişlerdi “Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz.” Kasas suresi 48. ayet فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُفْتَرًى وَمَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَ Musa onlara apaçık âyetlerimizi getirince, “Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik” dediler. Kasas suresi 36. ayet فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ Bu şekilde âyetlerimiz onların gözleri önüne serilince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler. Neml suresi 13. ayet قَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُٓ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere “Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!” Şuara suresi 34. ayet يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler. Şuara suresi 37. ayet فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِم۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍۙ Böylece, sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi. Şuara suresi 38. ayet لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ “Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız” dediler. Şuara suresi 40. ayet فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ Sihirbazlar geldiklerinde Firavun’a “Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?” dediler. Şuara suresi 41. ayet فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. Şuara suresi 46. ayet اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَٓا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِۜ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى Şüphesiz biz, Rabbimize iman ettik. O’nun hatalarımızı ve bu arada bize zorla yaptırdığın sihir günahını bağışlayacağını umuyoruz. Allah’ın vereceği mükâfat seninkinden daha hayırlı, cezası da seninkinden daha devamlıdır. Taha suresi 73. ayet قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَٓاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذ۪ي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَٓا اَنْتَ قَاضٍۜ اِنَّمَا تَقْض۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ İman eden sihirbazlar şöyle dediler “Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercih edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin.” Taha suresi 72. ayet قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۜ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ ف۪ي جُذُوعِ النَّخْلِۘ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّنَٓا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقٰى Firavun “Ben size izin vermeden mi ona iman ettiniz? O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz” dedi. Taha suresi 71. ayet فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, “Musa ile Harun’un Rabbine iman ettik” dediler. Taha suresi 70. ayet قَالَ بَلْ اَلْقُواۚ فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعٰى Musa dedi ki “Hayır, siz atın.” Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi. Taha suresi 66. ayet قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى Sihirbazlar “Ey Musa! Ya sen at, yahud ilk atan biz olalım” dediler. Taha suresi 65. ayet قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُر۪يدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَر۪يقَتِكُمُ الْمُثْلٰى Sihirbazlar daha sonra Musa ve Harun’u göstererek şöyle dediler “Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar.” Taha suresi 63. ayet فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى Sihirbazlar aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular. Taha suresi 62. ayet فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِه۪ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَانًا سُوًى O halde biz de senin sihrin gibi bir sihirle sana geleceğiz karşına çıkacağız; şimdi bizimle senin aranda bir vakit ve bir buluşma yeri tayin et ki; ne senin, ne bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun. Taha suresi 58. ayet O, öyle bir Allah’dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara “öldükten sonra tekrar dirileceksiniz” dersen, o kâfirler de kesinlikle sana ” Bu apaçık bir sihirden başka birşey değildir.” diyecekler. Hud suresi 7. ayet İnsanları eğri yolun sonundan korkut, inananlara Rableri nezdindeki yüksek makamları müjdele, diye içlerinden bir adama vahyimizi göndermemiz onlara tuhaf mı geldi? Kâfirler “Hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz.” dediler. Yunus suresi 2. ayet Kendilerine tarafımızdan hak gelince, “Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir.” dediler. Yunus suresi 76. ayet Musa dedi ki, “Size hak gelince, ona böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir?” Halbuki sihirbazlar iflah olmazlar. Yunus suresi 77. ayet Firavun da “Bana bütün bilgili sihirbazları toplayıp getirin!” dedi. Yunus suresi 79. ayet Sihirbazlar gelince, Musa onlara “Ortaya ne atacaksanız atın!” dedi. Yunus suresi 80. ayet Onlar ortaya atınca Musa dedi ki, “Sizin yaptığınız şey sihirdir. Muhakkak ki, Allah onu iptal edecektir. Şüphe yok ki, Allah fesatçıların işlerini düze çıkarmaz.” Yunus suresi 81. ayet وَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۚ Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar. Araf suresi 120. ayet قَالَ اَلْقُواۚ فَلَمَّٓا اَلْقَوْا سَحَرُٓوا اَعْيُنَ النَّاسِ وَاسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَٓاؤُ۫ بِسِحْرٍ عَظ۪يمٍ Musa, “Siz atın” dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehşete düşürdüler. Doğrusu büyük bir sihir gösterdiler. Araf suresi 116. ayet Sihirbazlar, Musa’ya “Ey Musa! Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın, yoksa biz mi?” dediler. Araf suresi 115. ayet وَجَٓاءَ السَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُٓوا اِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ O sihirbazlar Firavun’a geldiler “Galip gelirsek bize muhakkak mükâfat var değil mi?” dediler. Araf suresi 113. ayet “Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler.” Araf suresi 112. ayet Firavun’un kavminden ileri gelenler, “Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır.” dediler. Araf suresi 109. ayet Eğer sana kağıtta yazılı bir kitap indirmiş olsak da onu elleriyle tutsalardı, yine de o kâfirler “Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir” derlerdi. Enam suresi 7. ayet اِذْ قَالَ اللّٰهُ يَا ع۪يسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَت۪ي عَلَيْكَ وَعَلٰى وَالِدَتِكَۢ اِذْ اَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًاۚ وَاِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۚ وَاِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ بِاِذْن۪ي فَتَنْفُخُ ف۪يهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِاِذْن۪ي وَتُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتٰى بِاِذْن۪يۚ وَاِذْ كَفَفْتُ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ عَنْكَ اِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ Allah şöyle diyecektir “Ey Meryemoğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu’l-Kudüs Cebrâil ile desteklemiştim. Beşikteyken ve kemâle ermişken insanlarla konuşuyordun. Sana yazıyı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış ve ona üflemiştin, o da iznimle kuş olmuştu. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle hayata çıkarmıştın. İsrailoğulları’na âyetlerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin “Bu ancak apaçık bir sihirdir” dedikleri zaman seni, onlardan korumuştum. Maide suresi 110. ayet وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاط۪ينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَۚ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰكِنَّ الشَّيَاط۪ينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَۗ وَمَٓا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَۜ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَٓا اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْۜ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِه۪ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِه۪ۜ وَمَا هُمْ بِضَٓارّ۪ينَ بِه۪ مِنْ اَحَدٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْۜ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرٰيهُ مَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ۠ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِه۪ٓ اَنْفُسَهُمْۜ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil’de Harut ve Marut’a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi “biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!” demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi. Bakara suresi 102. ayet وَلَوْ اَنَّهُمْ اٰمَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ خَيْرٌۜ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟ Eğer onlar iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, Allah’ın onlara vereceği sevap elbette daha hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi! Bakara Suresi 103. Ayet Meali قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ De ki “Sığınırım sabahın Rabbine”; Felâk Suresi 1. Ayet Meali وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ Düğümlere üfleyen büyücü kadınların şerrinden. Felâk Suresi 4. Ayet Meali Kuran büyü hakkında ne diyor? Kur’an’da sihir küfür sayılır Bakara102, büyü yapanlar yerilir Taha 69, Yunus77. Bakara suresinde 102 Harut ve Marut kıssası anlatılır. Bunlar iki melek veya insan olup, büyü bilgisi verilmiş, onlar bilgileri insanlara öğretmiş, şeytan ve cinler bu bilgileri alarak kullanınca başlarına azap indirilmiştir. Bakara suresi büyü bozan ayeti Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed SAV. Efendimiz Bakara Suresinin fazileti ve faydaları ile ilgili birçok hadis-i şerif beyan etmiştir. Bu hadis-i şerifler içerisinde Bakara Suresinin büyüye karşı en etkili silah olduğunu ve Bakara Suresi okunan ve okunmaya devam eden eve, büyü ve sihir gibi şeylerin musallat olmayacağınız söylemiştir. Sihir ile ilgili ayetler konumuzdan sonra Büyü ve Sihir ile ilgili diğer konularımıza da bakabilirsiniz… Semih YAŞAR Sihir büyü fal ve kehanet ile ilgili hadisler Şefkat ile ilgili ayetler Toplumda Yaygın Olan Bazı Batıl İnançlar ve hurafeler nelerdir? Hurafe, gerçekte aslı esası olmayan ve dinde varmış gibi kabul edilen inançlardır. Ayrıca dinin aslından olmayan bir şeyi ibadet diye yapmak, ondan sevap beklemek de hurafe sayılır. Batıl inanç ise hak din olan İslam’a sonradan ilave edilen, yalan, yanlış, akıl dışı söylentilere inanmak ve buna uygun davranmaktır. İsmail Lütfi Çakan, Hurafeler ve Batıl İnanışlar, s. 31, 51, 63-65; Batıl inançların çoğu bilgisizlikten ve dinî konuların yanlış anlaşılıp yorumlanmasından kaynaklanır. Hurafeler ve batıl inançlar daha çok sağlık, din ve gelecek kaygısıyla ilgilidir. Özellikle insanların, gelecek hakkında bilgi edinme merakı ve gizemli olan şeylere ilgisi, batıl inançlara yönelmenin başlıca sebeplerindendir. Ayrıca dinî eğitimin yetersiz olmasının da bu tür inanışların yaygınlaşmasında önemli etkisi vardır. Bütün bunlara bir de başka din ve kültürlerin efsaneleri eklenince toplumda birçok batıl inanç yaygınlaşmaya başlamıştır. Toplumda yaygın batıl inanışlar nelerdir? Ev süpürülürken süpürge birine dokunursa o kişi uyuz olur. Falcılık yoluyla gelecekten haber vermek. Gece tırnak kesilirse ömür kısalır. İki bayram arasında nikâh kıymak uğursuzluktur. Ruh çağırmak. Sihir ve büyü yaparak bir şey elde etmeye çalışmak. Türbelere çaput bağlandığında dilekler gerçekleşir. Kara kedi uğursuzluk mudur? Toplumumuzda yaygın olan kara kedinin uğursuz olduğu’ inancı batıl inançlardan biridir. kara kedi “Sözlerin en güzeli Allah’ın kitabı; yolların en doğrusu Hz. Muhammed’in yoludur. İşlerin en kötü ve zararlısı, dinden olmadığı hâlde sonradan uydurulup dine eklenenlerdir. Böyle uydurulmuş her şey batıldır, her batıl inanç ise kişiyi doğru yoldan çıkarır.” Buharî, İ’tisam, 2; Edeb, 70. Nazar boncuğu batıl inanç mıdır? Nazar boncuğu takmak toplumda en yaygın batıl inançlardır. Nazar boncuğu Bazı insanlar, ölen kişilerin ruhlarıyla iletişim kurulabileceğini iddia ederler veya onlarla iletişim kurduklarını söylerler. Bu iletişim yollarından biri olarak da ruh çağırma gibi batıl inançlara başvururlar. İslam inancına göre ölmüş bir insanın ruhunun insanlarla bağlantı kurması mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim’de öldükten sonra ruhların bir daha bu dünyaya dönemeyecekleri şöyle ifade edilmiştir “Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman der ki Rabb’im! beni geri gönder, belki terk ettiğim dünyada yararlı bir iş yaparım.’ Hayır, bu, onun söylediği boş bir sözdür. Önlerinde dirilecekleri güne kadar dönmelerine engel olan bir perde vardır.” Mü’minûn suresi, 99,100. ayetler. Bu ayete göre öldükten sonra yeniden dirilme ancak ahirette gerçekleşecektir. İnsanlar bilinmeyene karşı ilgi duyar ve bilinmeyenleri merak eder. Bu ilgi ve merak, falcılık, büyücülük gibi uğraşların toplumda yaygınlaşmasına neden olmuştur. Falcılar, görünmez varlıklarla iletişim kurduklarını ve herkesin bilemeyeceği bazı bilgilere sahip olduklarını ileri sürmektedirler. Böylece insanların ilgi ve meraklarını istismar ederek haksız kazanç elde etmektedirler. Falcıların söyledikleri doğru mu? Bir gün Peygamberimize falcıların söylediklerinin bazılarının doğru çıktığı söylenince Peygamberimiz şöyle cevap vermiştir “Onların haberleri güvenilecek haberler değildir. Geçmişteki olaylara ilişkin sözleri, geleceğe de uyarlayarak yüzlerce yalanla aktarırlar.” Müslim, Selam, 123. Fal ve falcılık dinimizce hoş görülmemiştir. Kur’an-ı Kerim’de bu durum şöyle ifade edilmiştir “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar putlar ve fal okları, şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.” Mâide suresi, 90. ayet. Falcılık yoluyla geleceği bildiğini iddia etmek kadar fal baktırmak veya fala inanmak da dinimizce yasaklanmıştır. Sihir ve büyü, tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek için çeşitli yöntemler kullanarak insanları aldatmaktır. Sihir ve büyünün gerçek dışı olduğu Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilmiştir “…Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü, hangi amacı güderse gütsün, asla başarıya ulaşamaz.” Tâ-Hâ suresi, 69. ayet. Sihir ve büyü ile uğraşanlar, insanları aldatarak haksız kazanç elde etmekte ve böylelikle onları sömürmektedirler. Peygamberimiz sihir ve büyücülükle uğraşmayı büyük günahlar arasında saymıştır. Buharî, Vesaya, 23. Kur’an-ı Kerim’de ise sihir yapanların ve büyücülerin ahirette cezalandırılacağı bildirilmiştir. Bakara suresi, 102. ayet. Toplumumuzda ruh çağırma, falcılık, sihir ve büyü gibi pek çok batıl inanış yer almaktadır. Bu tür inanışlar, her yönüyle dinimizin temel inanç esaslarına aykırıdır. Hurafelerden kurtulmak için neler yapabiliriz? * Öncelikle hurafe ve batıl inançlar, İslam’ın tevhit inancına aykırıdır. Çünkü bu yöntemlerin temelinde Allah’tan başka varlıklardan yardım bekleme eğilimi vardır. Hâlbuki İslam inancına göre insanın görevi, kendi gücü alanında yapabileceği her türlü gayreti göstermektir. Bunun ötesinde, yardımı hiçbir aracı olmaksızın yalnızca Allah’tan beklemektir. Fâtiha suresi, 5. ayet. * Dinimize göre geleceği sadece Allah bilir. Onun dışında hiçbir varlık gaybı ve geleceği bilemez. En’âm suresi, 59. ayet. * Her şeyi tam olarak bilen ve gören sadece Allah’tır İnsanların ve diğer varlıkların ise görme ve bilme yetenekleri sınırlıdır. * Dinimiz hastalıkların tıbbi yollarla tedavi edilmesini öğütlemiştir. Peygamberimiz bu konuyla ilgili şöyle buyurmuştur “Ey Allah’ın kulları, tedavi olu nuz; çünkü Allah, yarattığı her hastalık için mutlaka bir çare ve şifa da yaratmıştır.” Buharî, Tıb, 1; Müslim, Tıb, 2; Ebu Davut, Tıb, 1. * Bu tür batıl inanışlarla insanların iyi niyetleri ve gizemli varlıklara karşı olan ilgisi istismar edilmekte ve duyguları sömürülmektedir. * Hurafelerle insanlar aldatılarak bu yolla haksız kazanç elde edilmektedir. * İnsanlar hayallerle aldatılarak gerçeklerden uzaklaştırılmaktadır. Böylelikle asılsız üzüntülere, karamsarlıklara ve insanlar arasında düşmanlığa sebep olunmaktadır. Sihir ve büyü ile uğraşmak niçin büyük günahlardan sayılmıştır? Bizler gaybı ve geleceği ancak Allah’ın bileceğini unutmamalıyız. Sadece Allah’tan yardım istemeliyiz. Gücümüzü aşan tehlikelerden ve kötülüklerden Allah’a sığınmalıyız. Nâs suresi, 1-6. ayetler. Her işimize Allah’ın adıyla başlamalıyız. Yaşamımızda temizliğimize özen göstererek dua ve ibadetlerimize devam etmeliyiz. Yüce Allah’ın bizlere verdiği sağlık nimetini özenle korumalıyız. Hastalandığımız zaman mutlaka doktora başvurmalıyız. Cahil insanların, fal, sihir ve büyü gibi işlerle uğraşanların tuzağına düşmekten sakınmalıyız. Bu tür batıl inançlarla zamanımızı boşa harcamamalıyız. Geleceğimizi şansa ve kötü niyetli insanların eline bırakmamalıyız. Geleceğimizi, öğrenerek, düşünerek, araştırarak ve çalışarak hazırlamalıyız. Dinimizi temel kaynaklarından doğru bir şekilde öğrenmeye çalışmalıyız. Güzel Kurani kerimimizde geçen büyü-büyücü ile ilgili ayetler. Kuranda geçen büyü-büyücü ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte. Kuranda büyü-büyücü ile alakali tahmini 40 ayet geçiyor 2102 - Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi. 5110 - Allah şöyle diyecektir "Ey Meryemoğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu'l-Kudüs Cebrâil ile desteklemiştim. Beşikteyken ve kemâle ermişken insanlarla konuşuyordun. Sana yazıyı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapmış ve ona üflemiştin, o da iznimle kuş olmuştu. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle iyileştirmiştin. Ölüleri iznimle hayata çıkarmıştın. İsrailoğulları'na âyetlerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin "Bu ancak apaçık bir sihirdir" dedikleri zaman seni, onlardan korumuştum. 67 - Eğer sana kağıtta yazılı bir kitap indirmiş olsak da onu elleriyle tutsalardı, yine de o kâfirler "Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir" derlerdi. 7109 - Firavun'un kavminden ileri gelenler, "Muhakkak bu çok bilgili bir sihirbazdır." dediler. 7116 - Musa, "Siz atın" dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehşete düşürdüler. Doğrusu büyük bir sihir gösterdiler. 102 - İnsanları eğri yolun sonundan korkut, inananlara Rableri nezdindeki yüksek makamları müjdele, diye içlerinden bir adama vahyimizi göndermemiz onlara tuhaf mı geldi? Kâfirler "Hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz." dediler. 1077 - Musa dedi ki, "Size hak gelince, ona böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir?" Halbuki sihirbazlar iflah olmazlar. 1079 - Firavun da "Bana bütün bilgili sihirbazları toplayıp getirin!" dedi. 1081 - Onlar ortaya atınca Musa dedi ki, "Sizin yaptığınız şey sihirdir. Muhakkak ki, Allah onu iptal edecektir. Şüphe yok ki, Allah fesatçıların işlerini düze çıkarmaz." 117 - O, öyle bir Allah'dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara "öldükten sonra tekrar dirileceksiniz" dersen, o kâfirler de kesinlikle sana " Bu apaçık bir sihirden başka birşey değildir." diyecekler. 1515 - "Gözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler. 1747 - Biz onların, seni dinlerken nasıl dinlediklerini çok iyi biliriz. Birbiriyle fısıldaşırlarken de o zalimlerin "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dediklerini biz çok iyi biliriz. 17101 - Andolsun biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. Ey Peygamber! İsrailoğullarına sor, Musa kendilerine geldiğinde Firavun ona "Ey Musa! Ben senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum" demişti. 2057 - Firavun Musa'ya şöyle dedi "Ey Musa! Sen sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize?" 2058 - "O halde biz de senin sihrin gibi bir sihirle sana geleceğiz karşına çıkacağız; şimdi bizimle senin aranda bir vakit ve bir buluşma yeri tayin et ki; ne senin, ne bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun." 2063 - Sihirbazlar daha sonra Musa ve Harun'u göstererek şöyle dediler "Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar." 2066 - Musa dedi ki "Hayır, siz atın." Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi. 2069 - "Sağ elindekini atıver, o, onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise, her nerede olursa olsun başarıya ulaşamaz." 2070 - Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, "Musa ile Harun'un Rabbine iman ettik" dediler. 2073 - "Doğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre karşı, bizi bağışlasın diye, Rabbimize iman ettik. Allah sevabça senden daha hayırlı ve azab verme bakımından da daha devamlıdır." 258 - "Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler. 2634 - Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere "Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!" 2641 - Sihirbazlar geldiklerinde Firavun'a "Şayet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?" dediler. 2646 - Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. 2649 - Firavun kızgınlık içinde dedi ki "Ben size izin vermeden O'na iman ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!" 26153 - "Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!" 2713 - Bu şekilde âyetlerimiz onların gözleri önüne serilince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler. 2836 - Musa onlara apaçık âyetlerimizi getirince, "Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik" dediler. 3443 - Karşılarında açık deliller halinde âyetlerimiz okunduğu zaman o zalimler "Bu, başka değil, sırf sizi atalarınızın taptığı tanrılardan men etmek isteyen bir adam." dediler. Ve "Bu Kur'ân, başka bir şey değil, sırf uydurulmuş bir iftira" dediler. O kâfirler, hak kendilerine geldiği zaman "Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değil." dediler. 3715 - Ve diyorlar ki "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir." 4024 - Firavun'a, Hâmân'a ve Karun'a da onlar "Bu bir sihirbaz, bir yalancıdır" dediler. 4330 - Kendilerine hak geldiği zaman onlar "Bu bir büyüdür doğrusu biz onu tanımıyoruz." dediler. 4349 - Onlar azâbı görünce "Ey sihirbaz! Sende olan ahdi hürmetine bizim için Rabbine dua et. Biz gerçekten doğru yola gireceğiz." dediler. 467 - Bizim âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkâr edenler kendilerine gelen hak kitap için "Bu apaçık bir büyüdür." dediler. 5139 - Firavun ise ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, onun hakkında "Bu bir sihirbazdır, ya da bir delidir." demişti. 5152 - Böylece onlardan öncekilere de herhangi bir peygamber gelince, onun hakkında da mutlaka "Bir sihirbazdır veya bir delidir." dediler. 5215 - "Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz? 542 - Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler. 616 - Meryem oğlu İsa da "Ey İsrailoğulları! ben size Allah'ın elçisiyim. benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi müjdeleyici olarak geldim." demişti. Fakat onlara apaçık delillerle gelince "Bu, apaçık bir büyüdür." dediler. 7424 - "Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir." ff- Eski Türklerde Büyü Çeşitli Türk kavimlerinde büyü, kehânet, falcılık, cincilik vardı. Şaman, Türklerde ?kam? kelimesiyle ifade edilirdi. Kam; ruhlar, tanrılar ve cinlerle ilişki kurabildiğine inanılan kimse idi. O afsun arvaş ve büyü yapar, afsunlu sözler söyler, kâhinlik ırk yoluyla insanın içinden geçenleri bilir, gâipten haber verir, cin çarpmasını ve hastalıkları tedâvi ederdi; anlaşılmayan afsunlu sözler söyler, üfürür, davul döver, kendinden geçerek görünmeyen varlıklarla ilişkiye girerdi. Kam ve üfürükçüye afsuncu, arbağçı ?ürüng? denilen bir ücret verilirdi. Eski Türklerde çocuklar, cinlere ve göz değmesine karşı ilaçla afsunlanırdı. Yine göz değmesine karşı bağ, bostan ve bahçelerde korkuluk abakı ve nazarlık kösgük dikilirdi. Cin çarpan kimsenin yüzüne soğuk su serpilir, sonra ?kovuç kovuç? kaç kaç denilerek üzerlik ve öd ağacıyla tütsülenirdi. ?Kovuz? Oğuzlar'da ?kovuç?, cin çarpmasına karşı afsun, üfürük olarak söylenirdi. ?Yel? cin, ?yelvi? büyü, ?yelviçin? büyücü anlamında kullanılırdı. Orta Asya Türk lehçelerinde ?arbağ? da büyü anlamına gelirdi. Yılanı ininden çıkarmak, yahut zehrini gidermek için yılan afsunu okunurdu. Dudaklardaki uçuk kötü bir ruhtan bilinir, özel bir törenle afsunlanarak tedâvi edilir, buna ?uçuklama?, tedâvi edene de ?uçukçu? denirdi. Havayı etkileyerek yağmur, kar ve dolu yağdırmakta kullanılan afsunlanmış taşa ?yada?, ?cada? ve ?yat? gibi isimler verilmiştir. Kaşgarlı Mahmud ?yat?ı taşlarla yağmur ve rüzgâr getirmek için yapılan büyücülük şeklinde târif eder Dîvânü Lugati't-Türk Tercümesi, I/159. Eski Türkler atın boynuna nazarlık olarak ?moncuk? denilen bir taş ve bir çeşit muska takarlardı. Başkırtlar hastalığı tedâvi etmek veya korkuyu yatıştırmak için kurşun eriterek hastanın başında bulunan kap içindeki suya döker ve bu sudan hastaya içirirlerdi. Kurşun döken kadın, kurşunun suda aldığı şekle bakarak hastalığın sebebini söylerdi; sudan alınan kurşun hastanın elbisesinin göğsüne muska olarak dikilirdi. İslâm'dan önceki Türk boylarında her türlü belâ ve âfetlere karşı koruyucu etkisine inanılan muska-tılsım âdeti yaygındı. 8-14. yüzyıllar arasında Doğu Türkistan'da, aralarında Budist ve Maniheist Türklerin de yaşadığı bölgede yapılan arkeolojik kazılarda tılsım-muskalar üzerinde afsun formülleri yazılı levhalar, tahta materyal bulunmuştur. Budist Uygurların dinî kitaplarında da tılsım şekillerine rastlanmıştır. Budist Türklerin dinî eserlerinde ?tılsım-muska? anlamına gelen ?vu? kelimesi Çincedir. Bu kelimeyi onlara Çinli Budist râhipler öğretmişlerdir. Türkler müslüman olduktan sonra ?vu? yerine ?bitig? yazı kelimesini kullanmışlardır. 10. yüzyılda Türk boylarının büyük kitleler halinde müslümanlığı kabul etmelerinden sonra da İslâm'ın şiddetle yasaklamasına rağmen büyü-sihir, İslâm'dan önceki devreden kalan âdetlerle, ayrıca eski İran, Mezopotamya, Mısır ve nihayet Anadolu kültürlerindeki katkılarla günümüze kadar varlığını sürdürebilmiştir. Türklerin müslüman olmaları sırasında bu geniş âlemin kamları, budist ve maniheist râhipleri yeni dinin yayılmasını önleyemeyince eski geleneklerini yaşatmak ve meslekî çıkarlarını korumak için kendi hurâfelerini başka milletlerden öğrendikleri âdet ve inançlarla birleştirip bunlara biraz da dinî bir görüntü vererek cincilik, üfürükçülük, muskacılık ve afsunculuğa yeni bir şekil kazandırmışlardır. Böylece eski kam ve râhip geleneğini yürütenlerin artık ?muazzim?, ?muskacı? ve ?hoca? adını aldıkları, eski afsun geleneğine dinî-İslâmî bir veche vermek niyetiyle Kâbe, levh-i mahfûz, arş, kürsî, zemzem vb. terimleri, Kur'an'dan bazı âyet ve sûreleri büyü unsuru veya malzemesi olarak kullandıkları görülmektedir. Doğu Türkistan azâimcileri muskacı ve cincileri, mesleklerinin Hz. Fâtıma'ya dayandığını ispat etmek için Risâle-i Perîhân adıyla kitap yazmışlardır. Aslında Mezopotamya, İran ve Mısır büyü geleneklerinin karışımı olan bu telâkkî, Anadolu'da eski putperest dinlerin ve hıristiyanlığın da dâhil olduğu kültür etkileriyle daha çok çeşitlendi. Bütün bu gelişmelerin ortaya çıkardığı kitap ve risâlelerde düşmanı öldürmek, malını mülkünü yok etmek, servet ele geçirmek, birinin gönlünü çalmak, sevdirmek, soğutmak, ayırmak, ara bozmak, sidikliği, cinsî gücü, dili, uykuyu bağlamak, sevilmeyen kimsenin başına cinleri musallat etmek, ağır hastalıklara düşürmek gibi kara büyü; çocuk sahibi olmak, hırsızı yakalamak, kaçanın geri gelmesini sağlamak, bol ürün almak, yolculukta sıkıntı ve belâ ile karşılaşmamak gibi maksatlarla yapılan ak büyüden temas ve taklit büyülerine, nazar ve doğal âfetlerden korunmak için yapılanlardan muska, tılsım, afsunlara kadar çok çeşitli uygulamalar bulmaktaydı. Eski Mısır geleneğinden kalma afsunlara itimat telkin etmek için Kur'an'dan âyetler, esmâ-i hüsnâ, çeşitli duâlar vb. dinî metinler de karıştırılmıştı. Eski Mısır tılsımlı sözleri, eski Yunan Pisagor rakamları yahûdilerin ?kabala? denilen mistik rakamsal sistemleri yahûdi geleneğinden aktarılarak ve yer yer İslâm maskesi takılarak müslümanların dünyasına maalesef girmiştir. Sihir, Büyü, Tılsım Gerçekler ve Efsaneler Büyü ve büyücülük Büyü, tabiat üstü gizli güçlerle ilişki kurularak yahut kendilerinde gizli güçler bulunduğuna inanılan bazı nesneler kullanılarak fayda veya zarar vermek yahut korunmak maksadıyla yapılan işler diye tarif edilir TDV İslâm Ansiklopedisi, 6/501. “Sebebi gizli olan, hakikatinin aksine tahayyül edilen, göz boyama ve aldatma tarzında yapılan şeyler” Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, 3/205 diye tarif edilen “sihir” ile aynı anlamda kullanılsa da, büyü ve sihir kelimeleri, dilimizde farklı anlam sahalarına sahiptir. Mesela “büyücü” kelimesi, yukarıdaki tarife giren işlerle, tabiat ötesi güçlerle ilişki kurarak, yani büyü yaparak iştigal ettiğine inanılan kimseler hakkında kullanılırken, “sihirbaz” kelimesi daha ziyade el çabukluğu ile gözbağcılık yapan kimseler hakkında kullanılır. Büyücü, kullandığı materyaller üzerine birtakım şeyler yazmak, okumak ve onları belli tarzlarda kullanmak suretiyle diğer insanlara fayda veya zarar verirken, sihirbaz daha ziyade eğlence maksatlı olmak üzere şaşırtıcı gösteriler yapar. İslâm alimleri büyünün/sihrin birçok çeşidini zikretmiş, Fahruddîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr’inde bunları 8 grupta toplamıştır 3/206 vd.. Bunları iki başlıkta toplayan Elmalılı şöyle der “Bütün bu kısımlar, esaslı iki kısma raci olur. Birisi sırf yalan, uydurma ve kandırmadan ibaret olan söz veya fiil ile tesir icra eden sihir, diğeri az çok bir hakikati suiistimal ederek ortaya konan sihirdir. Sihrin bütün mahiyeti, hayali hakikat zannettirecek şekilde insan ruhu üzerinde aldatıcı bir tesir bırakmaktan ibaret olduğu halde, bunun bir kısmı sırf hayal ve vehmettirmek, diğer bir kısmı da bazı hakikat ile karışıktır. Binaenaleyh her sihrin tesirden büsbütün uzak olduğunu iddia etmemelidir.” Hak Dini Kur’an Dili, 1/445 Büyü ve sihrin gerçekliği ve hükmü Kur’an ve Sünnet’e baktığımızda, büyünün/sihrin gerçek olduğunu görüyoruz. Kur’an’da şöyle buyurulur “Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Oysa Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, fakat o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil’de Harut ve Marut’a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi; “Biz ancak ve ancak imtihan için gönderildik; sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!” demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkıyla bilselerdi, uğruna kendilerini sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.” Bakara, 102 Bu ayet üzerinde geniş bir şekilde duran müfessirlerin söyledikleri kısaca şudur Ehl-i Kitap’tan bir taife Yahudiler, Tevrat’ı bir kenara bırakarak Hz. Süleyman hükümranlığı ve devleti aleyhine insan ve cin şeytanlarının yaptığı işlere ve okuduğu efsun ve efsane kitaplarına uydular. Bunlar, meydana gelmiş ve gelecek olaylar hakkında kulak hırsızlığı ile birtakım malumatlar edinip, bire yüz yalan katarak kâhinler vasıtasıyla gizlice yayarlardı. Zaman içinde kâhinler, kendilerine haber verilen şeyleri tedvin edip kitap haline getirdiler. Etrafa yaydıkları azı gerçek çoğu yalan efsaneler ve uydurdukları tezvirat zaman içinde türlü siyasî ve sosyal entrikalara yol açmış, Hz. Süleyman hükümranlığı geçici bir süre sarsıntıya uğramıştı. Ancak Hz. Süleyman Allah Tealâ’nın yardım ve lütfuyla bu insan ve cin şeytanlarına galip geldi ve onları buyruğu altına alarak çeşitli işlerde istihdam etti. Nihayet eceli gelip vefat edince sihir/büyü kitapları tekrar tedavüle kondu ve hatta Hz. Süleyman da devleti sihir/büyü ile idare ettiği yalanını yaydılar. İşte bu insan ve cin şeytanları bir taraftan kendi elleriyle yazıp tedvin ettikleri sihirleri, diğer taraftan da muhtemelen I. Sürgün döneminde, milattan önce 721 ve 586 yıllarında iki grup olarak sürgün edildikleri Babil’de Harut ve Marut isimli iki meleğe indirilen şeyleri de öğrenerek halka aktarıyor, böylece küfür işliyorlardı. Tılsım nedir? Tılsım Semavî birtakım güçlerin, arzî güçlerle birleşerek garip, olağandışı işler yapması şeklinde tarif edilir et-Tânevî, Keşşâfu Istılâhâti’l-Fünûn, 2/927. Elmalılı Hamdi Yazır, tılsımın, Hz. İbrahim kavmi olan Keldanîler’in yaptığı sihir türü olduğunu söyler ve şöyle der “Fikrimizce bu sihirde, tabiiyat ile ruhiyatın eski zamanlarda keşfedilmiş, birbiriyle ilişkili bazı garip özellikleri birleştirilerek uygulandığı anlaşılmaktadır.” Hak Dini Kur’an Dili, 1/443 Ayın akrep burcunda bulunduğu sırada mühre kazıtılan akrep figürünün, kişiyi akrep ısırmalarına karşı koruyacağı, arkasını üstü açık olduğu halde aya doğru dönen hayvanların, ay ışığının arkalarına vurması sebebiyle öleceği… gibi hususlar semavî kuvvetlerle arzî kuvvetlerin belli bir tarzda bir araya gelmesi sonucunda oluşan tılsımlara örnek olarak zikredilmiştir. İbn Hazm, el-Fısal, 5/101-102; Âlûsî, Rûhu’l-Ma’ânî, 20/120 İbn Hazm tılsım hakkında müşahedeye dayalı enteresan bilgiler verir ve şunları söyler “Tılsım, eşyanın tabiatını değiştirme ve gözbağcılık değildir. Tılsımlar, Allah Tealâ’nın terkib ettiği birtakım güçlerdir ki, soğuğun sıcak ile ve sıcağın soğuk ile giderilmesi gibi, Allah Tealâ bu tılsımlar vasıtasıyla başka bazı güçleri ortadan kaldırır. … Tılsımların def’i mümkün değildir.”

fal sihir ve büyü ile ilgili ayetler