fatır suresi 22 ayet anlamı

AbeseSuresi'nin tamamını dinle! Abese Suresi, 20. Ayet Meali (80:20) - Kur'an Ayetleri. kuranayetleri.net › abese-suresi/ayet-20. Abese suresi, 20. ayetin kelime anlamı ve karşılaştırmalı Türkçe mealleri. Sure Sure 1. Fatiha 2. Bakara 3. Âl-i İmrân 4. Nisa 5. Kur’an-ı Kerim’in otuz beşinci suresi olan Fatır suresi, ismini ilk ayetinde yer alan ‘yaratan’ kelimesinden almıştır. Aynı ayette ‘Melekler’ anlamına gelen ‘Melâike FâtırSüresi 22. Ayet Tefsiri. 21: Ne de gölge ile sıcak. 22: Dirilerle ölüler de bir Aucune Rencontre N Arrive Par Hasard Livre. Fatır Suresi’nin Fazilet ve Sırları Fatır Suresi’nin Fazilet ve SırlarıResulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki “Her kim Fatır Suresini vird edinip okursa, cennete dilediği kapıdan girmeye hak kazanır.”Fatır Suresi Hakkında RivayetlerBu mübarek sureyi okuyan kimse, mahlukat tarafından gün okunursa, şeytan şerrinden korunur, ömrü de bereketli kim bu sureyi yazıp da binek aracına koyarsa, hırsızlara ve diğer tehlikelere karşı bolluk ve bereket ve bol kazanç sağlamak isteyen kişi, dört yeni ve temiz pamuklu kumaş parçasına yazılan Fatır Suresinin 29-30. ayetlerini kendi üzerinde veya iş yerinde Suresi’nin Mealini okumak veya dinlemek için tıklayınız DipnotlarEbu Suud Efendi, Ebu Suud Tefsiri Şrşadü Aklis-Selim, 7/182 Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Vemâ yestevî-l-ahyâu velâ-l-emvâtuc innaAllâhe yusmi’u men yeşâus vemâ ente bimusmi’in men fî-lkubûriVe ne de dirilerle ölüler eşit olur; şüphe yok ki Allah, dilediğine duyurur ve sen kabirlerdeki ölülere duyuramazsın.Bunun gibi Dirilerle ölüler de bir olamaz, bunlar farklı ve aykırı şeylerdir, aynı değildir; şüphesiz Allah hikmet ve hakikati dilediği kimseye duyurup işittirir. Sen ise kabirlerde olanlara canlı cenaze hükmündeki gafil ve kâfir insanlara işittirebilecek değilsin. Sadece tebliğ görevini yapmalı, sonuçlarına kafayı takmamalısın.ve ne de yaşayan ile kalben ölmüş bulunan. Şüphesiz Allah, dileyen kimseye dilediği şekilde işittirir. Halbuki sen, mezarlardaki ölüler gibi, kalben ölmüşlere Kur'an nuru ve marifetullah sayesinde ebedi hayata nail olacak mü'minler ile inkar ve isyan karanlıkları içinde kalan ölüler mesabesindeki kâfirler bir olmaz. Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıklara tebliği duyurur. Sen kabirdekiler gibi duygusuz kafirlere bir şey Kur’an-ı Kerim, 11/ ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine duyurur. Sen kabirlerde olanlara duyuracak olanlarla ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara işittirecek ölüler hiç de bir olmaz, hülâsa müminlerle kâfirler müsavi değildir. Doğrusu Allah dilediği kimseye hakkı kabul ettirir işittirirse de sen, kabirde bulunanlara kalbleri ölü kâfirlere işittirecek ile ölüler de eşit değiller. Şüphesiz Allah, istediğine bu mesajları işittirir. Fakat sen kabirde olanlara manen ölmüşlere Görmeyen ile gören, karanlık ile aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz. Diriler ile ölüler de bir olmaz. Şüphesiz ki Allah dileyene işittirir. Sen kabirdekilere ölüler de bir olmaz; Allah işittirir dilediğine, mezarlarda olana sen işittiremenDirilerle ölüler de eşit olamaz. Allah, dileyene gerçeği işittirir. Sen, cesetleri kabirde bulunan ölülere geçen “kabirde bulunanlara işittiremezsin” ifadesi, hakkı inkâra şartlanmış olanların kabirlerdeki cesetler gibi ölü durumda olduklarına vurgu ... Devamı..22, 23. Hayâtda olanlar ile ölüler müsâvî değildir. Allâh kime ister ise ismâ’ ider. Sen ise mezar derûnundaki meyyit gibi olan kâfirlere ismâ’ idemezsin, sen yalnız teblîğa me’ ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirlerdekilere işittiremezsin! İman, bilgi, hikmet ve akıl sahibi, ahlâklı, faziletli kimseler ile bunların takip ettiği hak yol ve nâil olacakları uhrevî nimetler ile imansız, bil... Devamı..Ne de diriler ile ölüler birdir. ALLAH, kim/kimi dilerse ona işittirir. Sen mezarlarda bulunanlara mecazi anlamda ölülere benzetilirler. 6122; 2780; 30 diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek de müsavi olmaz diriler de, gerçi Allah her dilediğine işittirirse de sen kabirlerdekine işittirecek değilsinDirilerle ölüler bir değildir. Kuşkusuz ki Allah, dileyene duyurur. Sen mezarlarda olanlara asla duyuramazsın.Hulâsa Dirilerle ölüler bir olmaz. Şübhesiz ki Allah kimi dilerse ona hakıykatları duyurur. Sen kabirlerde olanlara da işitdirecek değilsin a!..Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şübhesiz ki Allah Kur'ân'ın hakikatini hikmetine binâen dilediği kimseye işittirir de onlara hidâyet eder. Yoksa sen kabirlerde bulunanlarama'nen ölmüş olanlara işittirecek bir kimse değilsin!11Bakınız; sahîfe 409, hâşiye 1Yaşayanlar ile ölüler de bir değildir. Allah dilediği kimseye işittirir, ama sen mezarlarda ki ölülere ölüler de. İşte Allah kimi dilerse ona işittirir. Sen sinlerinde yatanlara sesini ölüler [³] de bir değildir, Allah dilediğine hakk/ı işittirir. Sen kabirlerde bulunan ve ölü gibi olan kâfirlere söz işittiremezsin.[3] Mü'minlerle kâfirler veya âlimlerle cahillerDirilerle ölüler de bir değildir. Muhakkak ki Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen kabirde bulunanlara işittirecek olanlarla ölüler de bir değildir. Gerçekten Allah, dilediğine işittirir; sen ise kabirlerde olanlara işittirecek kalben diri olanlarla ölülerin aynı olmadığı gibi!Çünkü Allah, ancak samîmî bir kalple doğruya, gerçeğe ulaşmak isteyenehakîkati işittirir. Gönlünü kibir, inatçılık, bencillik örtüleriyle karartmış olanlara gelince; sen, mezarlardaki ölüler gibi hakîkat karşısında duyarsız kalan zâlimlere hiçbir şey işittiremezsin! Onun için, inanmıyorlar diye üzülme!Ne Diriler eşit olur, ne Ölüler! Allah, dileyeceği kimselere işittirir. Sen Kabirler’deki kimselerin işittiricisi ile diri de bir olmaz. Allah, duymak isteyene sesini duyurur. Sen, kabirdeki ölülere sesini ölüler de bir olmaz. Rabbinizin katında inkâr edip yasalarına uymayanlar ölüler gibidir. Onlar ayetlerdeki gerçeklere karşı kör, sağır, dilsizlerdir. Aynı ölüler gibidirler. Gerçekleri görmez, Kör ile gören, karanlıklar ile aydınlık, serinletici gölge ile kavurucu sıcak ve diriler ile ölüler bir olamaz. [*] Şüphesiz ki Allah dileyene layık gördüğüne duyurur. Sen aklı mezarlarda olanlara gerçeği duyuramazsın. [*]Benzer mesaj Mü’min 4058 Bu ayet ruhen ölülere duyurulamayacağını göstermektedir. Ölü ruha duyurulamayacağına göre, bedenen ölmüş kişilere de elbet... Devamı..Dirilerle ölüler de asla bir değildir. Gerçekten Allah dilediğine işittirir, sen ise kabirlerdekilere ne de yaşayan ile [kalben] ölmüş bulunan. Şüphen olmasın ki [ey Muhammed,] Allah dilediğine işittirir, halbuki sen mezarlardaki [ölüler gibi kalben ölmüş]lere işittiremezsinNe de dirilerle ölüler. Allah bu mesajı duymak isteyene işittirir. Fakat sen kabirdeki ölülere işittiremezsin. 27/80-81, 30/52ne de manen dirilerle ölüler bir olurlar.[³⁹⁰⁵] Şu kesin ki Allah, tercih edene/tercih ettiğine işittirir, fakat sen mezardakiler gibi manen ölülere asla işittiremezsin[3905] Râzî, 19-22. âyetlerde sayılan unsurların söz diziminde sesin dikkate alındığı berhayat olanlar ile ölmüşler de müsavî olamaz. Şüphe yok ki, Allah dilediğine işittirir ve sen kabirlerde bulunanlara işittirici 20, 21, 22. Görenle görmeyen âma bir olmaz. Karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcak, dirilerle ölüler de bir olmaz! müminlerle kâfirler bir olmaz. Allah, dilediğine hakkı işittirir, Sen kabirde olanlara sesini elbette işittiremezsin. [11, 24]Dirilerle, ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine işittirir; yoksa sen kabirlerde bulunanlara işittirecek ölüler de müsâvî olmazlar. Allâh Te'âlâ dilediğine işitdirir. Sen kabirlerde olan mevtâlara işitdirici ölüler de eşit olmaz. Allah dinlemeyi tercih edene dinletir. Sen kabirlerde olanlara bir şey ölüler de bir değildir. Allah dilediğine işittirir. Sen kabirlerde olanlara ile ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine işittirir; yoksa kabirdekilere işittirmek senin elinde de eşit olmaz, ölüler de. Allah dilediğine/dileyene işittirir. Ama sen, kabirlerdekilere işittiremezsin!daħı [233a] berāber degül diriler ne daħı ölüler. bayıķ Tañrı işiddürür aña kim diler daħı degülsin sen işittürici aña kim berāber olmaz diriler‐ile ölüler. Tañrı Taālā işitdürür kime dilese vesen yā Muḥammed işitdüremezsin sinlerde ölülər də eyni deyillər! Bütün bunlar kimi kafirlə mö’min, küfrlə iman, Cəhənnəmlə Cənnət, batillə haqq da eyni olmazlar! Şübhəsiz ki, Allah dilədiyinə ayələrini eşitdirər. Sən isə ya Peyğəmbər! qəbirlərdə olanlara haqqı eşitdirən deyilsən!Nor are the living equal with the dead. Lo! Allah maketh whom He will to hear. Thou canst not reach those who are in the are alike those3905 that are living and those that are dead. Allah can make any that He wills to hear; but thou canst not make those to hear who are buried in The final contrast between the Living and the Dead; those whose future has in it the promise of growth and fulfilment, and those who are inert an... Devamı.. ❬ Önceki Sonraki ❭ وَٱللَّهُ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ أَزْوَٰجًا ۚ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَىٰ وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِۦ ۚ وَمَا يُعَمَّرُ مِن مُّعَمَّرٍ وَلَا يُنقَصُ مِنْ عُمُرِهِۦٓ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرٌ Vallâhu halakakum min turâbin summe min nutfetin summe cealekum ezvâcâezvâcen, ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ bi ilmihilmihî, ve mâ yuammeru min muammerin ve lâ yunkasu min umurihî illâ fî kitâbkitâbin, inne zâlike alâllâhi yesîryesîrun. Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan meniden yarattı. Sonra sizi erkekli dişili eşler yaptı. Allah’ın ilmine dayanmadan hiçbir dişi ne hamile kalır, ne de doğurur. Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta Levh-i Mahfuz’da yazılı olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a kolaydır. Diyanet İşleri Başkanlığı Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan meniden yarattı. Sonra sizi erkekli dişili eşler yaptı. Allah’ın ilmine dayanmadan hiçbir dişi ne hamile kalır, ne de doğurur. Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta Levh-i Mahfuz’da yazılı olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a kolaydır. Diyanet Vakfı Allah sizi önce topraktan, sonra meniden yarattı. Sonra sizi çiftler erkek-dişi kıldı. O´nun bilgisi olmadan hiç bir dişi ne gebe kalır ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bunlar, Allah´a kolaydır. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Hem Allah sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı, sonra da sizi çiftler yaptı. O´nun bilgisi dışında ne bir dişi gebe olabilir, ne de doğurabilir. Bir yaşatılanın ömrünün uzatılması da kısaltılması da kesinlikle bir kitapta yazılıdır, şüphe yok ki, o Allah´a göre çok kolaydır. Elmalılı Hamdi Yazır Hem Allah sizi bir topraktan, sonra bir damla sudan yarattı. Sonra sizi çiftler kıldı. O´nun bilgisi olmadan ne bir dişi hamile olur, ne doğurur. Kendisine ömür verilenin de ömrünün uzatılması da, ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Şüphe yok ki bu, Allah´a göre kolaydır. Ali Fikri Yavuz Allah sizi Âdem’den, Âdem’i de bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı. Sonra sizi çiftler kıldı. O’nun izni ve ilmi olmaksızın hiç bir dişi gebe kalamaz ve doğuramaz. Kendisine ömür verilenin ömrünün uzatılması, ömründen eksiltilmesi muhakkak bir kitabda Levh-i Mahfuz’da veya Allah’ın ilminde yazılıdır. Şüphe yok ki bu sayılanlar Allah’a kolaydır. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Hem Allah sizi bir topraktan, sonra bir nufteden yarattı, sonra sizi çiftler kıldı, onun ılmine ıktiran etmeksizin ne bir dişi hâmil olur ne de vaz´eder, bir yaşatılana çok ömür verilmek de, ömründen eksiltmek de behemehal bir kitabda yazılıdır, şübhe yok ki o Allaha göre kolaydır Fizilal-il Kuran Allah sizi önce topraktan, sonra spermadan yarattı. Sonra erkekli dişili çiftlere dönüştürdü. O´nun bilgisi dışında hiçbir dişi ne hâmile kalabilir ve ne de doğurabilir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve kısa ömürlülerin az yaşamaları kesinlikle bir kitapta kayıtlıdır. Hiç kuşkusuz bu Allah için kolay bir iştir. Hasan Basri Çantay Allah sizi bir toprakdan, sonra bir meniden yaratdı. Sonra da sizi çift çift yapdı. Onun ilmi olmaksızın hiçbir dişi gebe olmaz, doğurmaz da. Ömrü uzatılana çok ömür verilmesi, kısaltılanın ömründen eksiltilmesi de haaric olmamak üzere hepsi bir kitabda yazılı dır. Şübhe yok ki bu nlar. Allaha göre kolaydır. İbni Kesir Allah, sizi topraktan yaratmıştır, sonra bir damla sudan sonra da sizleri çiftler olarak var etmiştir. Hiç bir dişi O´nun bilgisi olmadan hamile kalmaz ve doğum yapmaz. Bir ömürlünün çok yaşaması ve ömrünün azalması ancak kitabdadır. Muhakkak ki bu; Allah´ a pek kolaydır. Ömer Nasuhi Bilmen Ve Allah sizi bir topraktan, sonra bir nutfeden yarattı ve sonra sizleri çiftler kıldı ve O´nun ilmi olmaksızın hiçbir dişi gebe olamaz ve doğuramaz ve bir yaşatılan yaşatılmış olmaz ve onun ömründen kısaltılmak da olmaz ki, illâ kitapta yazılmıştır. Şüphe yok ki bu, Allah´a göre pek kolaydır. Tefhim-ul Kuran Allah, sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O´nun bilgisi olmaksızın, hiç bir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Gerçekten bu, Allah´a göre kolaydır. Mekke döneminde inmiştir. 45 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “Fâtır” kelimesinden almıştır. Fâtır, yaratan, yoktan var eden demektir. Yine ilk âyette geçen “el-Melâike” kelimesinden dolayı “Melâike sûresi” diye de anılır. Sûrede başlıca, Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden kâinat olayları, öldükten sonra dirilme, Allah’ın nimetleri ve mü’minle kâfir arasındaki fark konu sıralamada otuz beşinci, iniş sırasına göre kırk üçüncü sûredir. Furkan sûresinden sonra, Meryem sûresinden önce Mekke’de yaratıcılığı, O’ndan başka tanrı bulunmadığı ve şirkin çarpık düşüncelere dayalı bir zihniyet ve tutum olduğu, Hz. Muham­med’in önceki peygamberler gibi Allah katından mesaj getirmiş hak peygamber olduğu, öldükten sonra dirilmenin gerçekleşeceği ve dünyadaki amellerin karşılığının âhirette mutlaka görüleceği açıklanmakta, Cenâb-ı Allah’ın kudretinin delillerinden örnekler SURESİ ARAPÇA OKUNUŞUFATIR SURESİ lillahi fatıris semavati vel erdı caılil melaiketi rusülen ülı ecnihatim mesna ve sülase ve ruba' yezıdü fil halkı ma yeşa' innellahe ala külli şey'in yeftehıllahü lin nasi mir rahmetin fe la mümsike leha ve ma yümsik fe la mürsile lehu mim ba'dih ve hüvel azızül eyyühen nasüzküru nı'metellahi aleyküm hel mim halikın ğayrullahi yerzükulüm mines semai vel ard la ilahe illa hüve fe enna tü' iy yükezzibuke fe kad küzzibet rusülüm min kablik ve ilellahi türceul eyyühen nasü inne va'dellahi hakkun fe la teğurrannekümül hayatüd dünya ve la yeğurranneküm billahil şeytane leküm adüvvün fettehızuhü adüvva innema yed'u hızbehu li yekunu min ashabis keferu lehüm azabün şedıd vellezıne amenu ve amilus salihati lehüm mağfiratüv ve ecrun fe men züyyine lehu suü amelihı fe raahü hasena fe innellahe yüdıllü mey yeşaü ve yehdı mey yeşaü fe la tezheb nefsüke aleyhim haserat innellahe alımüm bima erseler riyaha fe tüsıru sehaben fe suknahü ila beledüm meyyitin fe ahyeyna bihil erda ba'de mevtiha kezaliken kane yürıdül ızzete fe lillahil ızzetü cemıa ileyhi yas'adül kelimüt tayyibü vel amelüs salihu yerfeuh vellezıne yemkürunes seyyiati lehüm azabün şedıd ve mekru ülaike hüve halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme cealeküm ezvaca ve ma tahmilü min ünsa ve la tedau illa bi ılmih ve ma tahmilü min ünsa la tedau illa bi ılmih ve ma yüammeru min müammeriv ve la yünkasu min umurihı illa fı kitab inne zalike alellahi ma yestevil bahrani haza azbün füratün saiğun şerabühu ve haza milhun ücacve min küllin te'külune lahmen tariyyev ve testahricune hılyeten telbesuneha ve teral fülke fıhi mevahıra li tebteğu min fadlihı ve lealleküm leyle fin nehari ve yulicün nehar fil leyli ve sehhareş şemse vel kamera küllüy yecrı li ecelim müsemma zalikümüllahü rabbüküm lehül mülk vellezıne ted'une min dunihı ma yemlikune min ted'uhüm la yesmeu düaeküm ve lev semiu mestecabu leküm ve yevmel kıyameti yekfürune bi şirkiküm ve la yünebbiüke mislü eyyühen nasü entümül fükaraü ilellah vallahü hüvel ğaniyyül yeşe' yüzhibküm ve ye'ti bi halkın ma zalike alellahi bi la teziru vaziratüv vizra uhra ve in ted'u müskaletün ila hımliha la yuhmel minhü şey'üv ve lev kane za kurba innema tünzirullezıne yahşevne rabbehüm bil ğaybi ve ekamus salah ve men tezekka fe innema yetezekka li nefsih ve ilellahil ma yesteil a'ma vel lez zulümatü ve len lez zıllü ve lel ma yestevil ahyaü ve lel emvat innellahe yüsmiu mey yeşa' ve ma ente bi müsmiım men fil ente illa erselnake bil hakkı beşırav ve nesıra ve im min ümmetin illa hala fıha iy yükezzibuke fe kad kezzebellezıne min kablihim caethüm rusülühüm bil kitabil ehaztüllezıne keferu fe keyfe kane lem tera ennellahe enzele mines semai maa fe ahracna bihı semeratim muhtelifen elvanüha ve minel cibali cüdedüm bıduv ve humrum muhtelifün elvanüha ve ğarabıbü minen nasi ved devabbi vel en'ami muhtelifün elvanühu kezalik innema yahşellahe min ıbadihil ulema' innellahe azızün yetlune kitabellahi ve ekamus salete ve enfeku mimma razaknahüm sirrav va alaniyetey yercune ticaratel len yüveffiyehüm ücurahüm ve yezıdehüm min fadlih innehu ğafurun evhayna ileyke minel kitabi hüvel hakku müsaddikal lima beyne yedeyh innellahe bi ıbadihı le habırum evrasnel kitabellezınestafeyna min ıbadina fe minhüm zalimül li nefsih ve minhüm muktesıdve minhüm sabikum bil hayrati bi iznillah zalike hüvel fadlül adniy yedhuluneha yühallevne fiha min esavira min zehebiv ve lü'lüa ve libasühüm fıha kalül hamdü lillahillezı ezhebe annel hazın inne rabbena le ğafurun ehallena daral mükameti min fadlih la yemessüna fıha nesabüv ve la yemessüna fıha keferu lehüm naru cehennem la yukda aleyhim fe yemutu ve la yühaffefü anhüm min azabiha kezalike neczı külle hüm yastarihune fıha rabbena ahricna na'mel salihan ğayrallezı künna na'mel e ve lem nüammirküm ma yetezekkeru fıhi men tezekkera ve caekümün nezır fe zuku fe ma liz zalimıne min alimü ğaybis semavati vel ard innehu alımüm bi zatüs cealeküm halaife fil ard fe men kefera fe aleyhi küfruh ve la yezıdül kafirıne rüfruhüm ınde rabbihim illa makta ve la yezıdül kafirıne küfruhüm illa eraeytüm şürakaekümüllezıne ted'une min dunillah erunı maza haleku minel erdı em lehüm şirkün fis semavat em ateynahüm kitaben fehüm ala beyyinetim minh bel iy yeıdüz zalimune ba'duhüm ba'dan illa yümsiküs semavati vel erda en tezula ve lein zaleta in emsekehüma min ehadim mim ba'dih innehu kane halımen aksemu billahi cehde eymanihim lein caehüm nezırul le yekununne ehda min ıhdel ümem felemma caehüm nezırum mazadehüm illa fil erdı ve mekras seyyi' ve la yehıykul mekrus seyyiü illa bi ehlih fe hel yenzurune illa sünnetel evvelın fe len tecide li sünnetillahi tebdıla ve len tecide li sünnetillahi ve lem yesıru fil erdı fe yenzuru keyfe kane akıbetüllezıne min kablihim ve kanu eşedde minhüm kuvveh ve ma kanellahü li yu'cizehu min şey'in fis semavati ve la fil ard innehu kane alimen lev yüahızüllahün nase bima kesebu ma terake ala zahriha min dabbetiv ve lakiy yüahhıruhüm ila ecelim müsemma fe iza cae ecelühüm fe innellahe kane bi ıbadihı besıyraFATIR SURESİ gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a mahsustur. O yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla insanlar için ne rahmet açarsa, artık onu tutacak engelleyecek yoktur. Neyi de tutarsa, bundan sonra onu gönderecek yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Allah'tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O halde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?4.Ey Muhammed! Eğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, senden önce de nice peygamberler yalancı sayılmıştır. Bütün işler ancak Allah'a insanlar! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı Şeytan Allah hakkında sizi şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise siz de onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya edenler için çetin bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükafat ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse, ameli iyi olan kimse gibi mi olacaktır? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Ey Muhammed! Onlar için duyduğun üzüntüler yüzünden kendini helak etme! Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yer yüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah'a aittir. Güzel sözler ancak ona yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan meniden yarattı. Sonra sizi erkekli dişili eşler yaptı. Allah'ın ilmine dayanmadan hiçbir dişi ne hamile kalır ne de doğurur. Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta Levh-i Mahfuz'da yazılı olmasın. Şüphesiz bu Allah'a deniz aynı olmaz. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir; içimi kolaydır. Şu ise tuzludur, acıdır. Bununla beraber her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Allah'ın lütfundan istemeniz ve şükretmeniz için gemilerin orada suyu yara yara gittiğini geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Güneşi ve Ay'ı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir vakte kadar akıp gitmektedir. İşte bu Allah'tır, Rabbinizdir. Mülk yalnızca O'nundur. Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, bir çekirdek zarına bile onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar. Duysalar bile çağrınıza karşılık veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koştuğunuzu inkar ederler. Bunları sana hiç kimse, hakkıyla haberdar olan Allah gibi haber insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye hakkıyla layık Allah dilerse sizi giderir ve yeni bir halk Allah'a göre zor bir şey günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, bir başkasını, günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa. Sen ancak, görmedikleri halde Rablerinden için için korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendisi için arınmış olur. Dönüş ancak Allah' ile gören bir ile aydınlık bir ile sıcaklık bir ile ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine işittirir. Sen kabirde bulunanlara işittirecek ancak bir biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş Muhammed! Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de peygamberlerini yalanlamışlardı. Oysa peygamberleri onlara apaçık delilleri, sahifeleri ve aydınlatıcı kitabı ben inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu! musun ki Allah gökten su indirdi. Biz onunla türlü türlü ürünler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı birbirinden farklı çeşitli renklerde yollar katmanlar var, simsiyah taşlar da yeryüzünde hareket eden diğer canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah'a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizlice ve açıktan Allah yolunda harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret kendilerine mükafatlarını tam olarak versin ve kendi lütfundan daha da artırsın diye böyle yaparlar. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını Muhammed! Sana vahyettiğimiz kitap Kur'an, kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır. Şüphesiz Allah kullarından hakkıyla haberdardır. Onları hakkıyla biz o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere Muhammed'in ümmetine miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de derler "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir."35."O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez." edenler için ise cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler. Kendilerinden cehennem azabı da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cehennemde, "Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim" diye bağrışırlar. Onlara şöyle denilir "Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur." Allah göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz o, gögüslerin özünü kalplerde olanı hakkıyla sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkar ederse inkarı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkarcıların inkarı, ancak ziyanlarını ki "Allah'ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır?" Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye kurduğu düzende tutuyor. Andolsun, eğer onlar yörüngelerinden sapıp yok olur giderlerse, O'ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halimdir hemen cezalandırmaz, mühlet verir, çok eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah'a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için böyle davranıyorlardı. Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah'ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın kanununda hiçbir sapma dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Ne göklerde ve ne de yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey vardır. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret Allah insanları, kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, gerekeni yapar. Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir. Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Fedellâhumâ biġurûrinc felemmâ żâkâ-şşecerate bedet lehumâ sev-âtuhumâ vetafikâ yaḣsifâni aleyhimâ min veraki-lcennetis venâdâhumâ rabbuhumâ elem enhekumâ an tilkumâ-şşecerati veekul lekumâ inne-şşeytâne lekumâ aduvvun mubînunOnları böylece aldattı. Derken o ağacın meyvesinden tadınca avret yerlerini gördüler ve cennetteki ağaçların yapraklarıyla avret yerlerini örtmeye koyuldular. Rableri nida edip onlara dedi ki Sizi, şu ağacın meyvesini yemeden menetmedim mi ve demedim mi ki Şeytan, hiç şüphe yok ki size apaçık bir düşmandır.Şeytan bu suretle Onları aldattı ve derecelerini alçalttı. Ağacı şehvetle tadınca çirkin yerleri kendilerine göründü ve o çıplak vaziyetlerinden utanarak cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. O zaman Rableri kendilerine "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?" diye böylece onları yanıltıcı düşüncelerle yönlendirdi. Fakat o ikisi sözü geçen ağaçtan tattıklarında, birden utanç yerleri açılıp ortaya çıktı ve çıplaklıklarının farkına vardılar ve cennetteki yapraklarla üzerlerini örtmeye koyuldular. Bunun üzerine, Rableri onlara şöyle seslendi “Ben size o ağacı yasaklamamış mıydım? Ve şeytanın göze görünmese de size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?”Böylece onları yanıltıcı düşüncelerle yönlendirdi. Bitkinin mahsulünü tattıklarında, kendilerini ayıplatacak fiilleri akıllarına geldi ve edep yerleri açıldı. Cennetten topladıkları yapraklarla üzerlerini kat kat örtmeye başladılar. Yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden Rableri onlara “Ben ikinize o bitkiyi, onu dillendirmeyi ilmimin-hikmetimin gereği yasaklamadım mı? Şeytan ikinize de, apaçık bir düşmandır, demedim mi?" diye nida Kur’ân-ı Kerim, 20/ onları aldatıp bulundukları yerden aşağı indirdi. Ağacın meyvesini tattıklarında avret yerleri kendilerine göründü ve üzerlerini cennet yaprakları ile örtmeye başladılar. Bunun üzerine Rabbleri onlara "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim ve size 'şüphesiz ki şeytan size açık bir düşmandır' dememiş miydim?" diye onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. O zaman Rableri kendilerine seslendi 'Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?'Böylece ikisini de aldatarak, onları mevkilerinden düşürdü. Ağacın meyvasını taddıkları zaman, ayıp yerleri kendilerine açılıverdi. Onlar da hemen cennet yapraklarından üst üste koymakla örtünmeğe başladılar. Rableri onlara şöyle nida etti “- Ben, ikinize de bu ağacı yasak etmedim mi; şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?”Aldatmakla onları o ağaçtan yemeye yaklaştırdı. Onlar ağacı tattıklarında avretleri onlara göründü. Ve bahçe yapraklarıyla örtünmeye başladılar. Rableri “Ben bu ağacı size yasaklamamış mıydım? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?” onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara, “Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye onları aldatarak düşürdü, ne zaman ki ağaçtan tattıklarında, ut yerleri açıldı, cennetin yaprağından oralara üleştirir oldular, Bu ağaçtan size yasak etmedim miydi?» diye, Tanrıları çağırmıştır onlara, Size şeytan açık düşman» dememiş miydim?Böylece ikisinin de yanılmalarını sağladı. Âdem ile eşi o ağacın meyvesinden tadar tatmaz birden çıplaklıklarının mahrem yerlerinin açıldığının farkına vardılar. Bunun üzerine bahçeden topladıkları yapraklarla mahrem yerlerini örtmeye başladılar. Rableri de onlara şöyle seslendi “Ben ikinizi de o ağaçtan yasaklamadım mı?” Ve size “Şeytan mutlaka ikinize de açık bir düşmandır” demedim mi?Bkz. 20/121Burada insanın aklını ve duyularını Allah’ın istediği şekilde kullanmadığı taktirde şeytanın esiri ve nefsin tutsağı olacağı temsili bir şe... Devamı..Ânları aldatarak ağacın meyvesini tatdırdı, o vakit çıplaklıklarını gördiler ve bağçenin ağaçları ile örtünmeğe başladılar, rableri te’âlâ "Ben size bu ağacı men’ itmedim mi şeytân sizin ’alenî düşmanınızdır dimedim mi?" onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?" diye sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ onları yalanlarla aldattı. Ağacı tadınca bedenleri kendilerine göründü. Üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri kendilerini çağırdı "O ağaçtan ikinizi menetmedim mi ve şeytanın ikinize düşman olduğunu söylemedim mi?"Bak 7 onları aldatarak aşağı sarkıttı önceki mevkilerinden indirdi. Ağacın meyvesini tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"Bu suretle kandırarak ikisini de sarktırdı, onun üzerine vakta ki o ağacı tattılar, ikisine de çirkin yerleri açılıverdi ve başladılar Cennet yapraklarından üzerlerine üst üste yamayorlardı, rabları da kendilerine nida etti ben sizi bu ağaçtan nehyetmedim mi? Ve size haberiniz olsun bu Şeytan açık bir düşmandır size demedim mi?Böylece ikisini aldatıp baştan çıkardı. O ağaçtan tadınca¹, çirkinlikleri açığa Cennet yapraklarını³ üst üste koyup örtünmeye Rabb'leri onlara “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi? Bu şeytan size apaçık bir düşmandır demedim mi?” diye “Tadınca”dan kasıt, tadına bakmak değil, tam anlamı ile onunla bütünleşmek, sürekli ona sahip olmak, içinde yer almak anlamındadır. Tatmak anlamınd... Devamı..İşte bu suuretle ikisini de aldatarak o ağacdan yemiye tenezzül ettirdi Ağaç in meyvesin i tatdıkları anda ise o çirkin yerleri kendilerine açılıverdi ve üzerlerine cennet yaprağından üst üste yamayıb örtmiye başladılar. Rableri de Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? Şeytan size muhakkak apaçık bir düşmandır demedim mi?» diye nida o ikisini aldatarak o ağaçtan yemeye tenezzül ettirdi. Derken ağacın meyvesini tattıklarında, avret yerleri kendilerine göründü de Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Bunun üzerine Rableri o ikisine “Size bu ağacı yasaklamadım mı ve şübhesiz şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye nidâ o ikisine gururlanmayı öğretti. Sonra ikisi de o ağaçtan tattıkları zaman, insani zaafları olan çıplaklıkları ortaya çıktı ve hemen bahçenin yapraklarından çıplaklıklarını örtmeye başlamışlardı. Bundan sonra Rableri ikisine de seslenerek “Ben ikinize de o ağacı yasaklamış ve şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememişmiydim?” ikisini de kandırıp baştan çıkardı. Ağacın yemişini tadınca ikisinin de ut yerleri açıldı. Cennet yapraklarını üstüste koyup örtünmiye başladılar. Çalapları onlara ünledi "Ben size bu ağacı yasak etmemiş miydim? Ben size Şeytan sizin açıktan açığa düşmanınızdır dememiş miydim?"Artık onları aldattı. [⁸] Onlar ağacın meyvasını tadınca avret yerleri kendilerine göründü. Cennet yapraklarından kat kat yapıştırıp üzerlerine koymaya koyuldular. Rabbileri ise onlara nida etti — Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? Şeytan size apaşikâr bir düşmandır demedim mi?»[8] Veya aldatarak ağaç tarafına sarkıttı veya yüksek yerlerden aşağı onları kandırarak yasak ağaca doğru yöneltti. İkisi ağaçtan tadınca, kötü yerleri kendilerine göründü. Cennet yapraklarından oralarına koymaya başladılar. Rableri onlara, “Ben size o ağaçtan yemenizi menetmemiş miydim? Ben size şüphesiz şeytan apaçık düşmanınızdır dememiş miydim?” diye Kadim kitaplarda yer alan; şeytanın önce Havva’yı Kur’an’da adı geçmez, onun da Âdem’i kandırdığı görüşü Kur’an’da mevcut değildir.... Devamı..Böylece onları aldatarak makamlarından düşürdü. Ağaçtan tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye koyuldular. Rableri onlara, “Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?” diye ikisini de aldatarak yasağı çiğnemelerine sebep oldu ve onları, içinde bulundukları yüce makâmdan aşağıya indirdi. Şöyle kiÂdem ile Havvâ, sözü edilen ağacın meyvesini tadar tatmaz, nurdan cennet örtüleri kayboldu ve her ikisine de mahrem yerleri gözüktü, bunun üzerine utanç duygusuna kapılarak, mahrem yerlerini kapatmak için cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye Rableri onlara şöyle seslendi “Ben size o ağacın meyvesini yasaklamamış mıydım? Üstelik şeytanın, sizin apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim? Niçin emir ve uyarılarımı kulak ardı edip bu perişan hâle düştünüz?”Böylece Âdem ile Havvâ, kıyâmete kadar insanlara musallat olacak baş düşmanları İblîs’le bu ilk karşılaşmalarında imtihânı kaybettiler. Fakat umutsuzluğa düşmediler, kibre kapılmadılar, günahlarını bir başka günahla telâfî yoluna da gitmediler. Aksine, hatâlarını itiraf ederek Rab’lerine yalvardılarBöylece aldatarak onları kandırdı. Ağaç’tan tattıklarında avret yerleri açılıverdi. Cennet Yaprakları’yla üzerlerini örtmeye koyuldular. Rabb’leri ikisine de seslendi -“Size bu Ağac’ı yasaklamadım mı? ’Şeytan, sizin için açık bir düşmandır’ diye ikinize de demedim mi?”.Kabara kabara onların önüne düştü. Lakin ağacın meyvesini tadar tatmaz, çırılçıplak ortada kalıverdiler. Anî bir tepkiyle bahçedeki ağaç yapraklarını üzerlerine çekip örtünmeye çalıştılar. Tam o sırada Rab'leri seslendi " ben size şu ağaca yaklaşmayın demedim mi? şeytan sizin baş düşmanınızdır demedim mi " diye kendilerini tuzak kurarak onları aldattı. Âdem ve eşi ağacın meyvesini tattıklarında işledikleri suçun farkına vardılar. Allah onlara ağaca yaklaşmayın demişti. Tutuklanıp cezalandırılma korkusuyla oraya buraya kaçmaya başladılar. Gizlenmek görünmemek için ağaçların yaprakların arkasına girdiler. Üzerlerini büyük yapraklarla örtmeye başladılar. Korkularından ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Sanki üzerlerine yaprak örttüklerinde Allah onları görmeyecekti. Korkuya, telaşa kapılmış ne yapacaklarını bilmez haldeydiler. Onlara seslendik “Ben size o ağaca yaklaşmayın demedim mi? Şeytan size apaçık düşmandır demedim mi?”Onları aldatarak yasağı işlemeye sarkıtmış sevk etmişti. Yasak ağacı tattıklarında edep yerleri kendilerine görünmüştü. Ardından bahçenin yapraklarından üzerlerine örtmeye başlamışlardı. Rableri onlara “Ben sizi o ağaçtan engellememiş miydim ve size Şeytan, sizin apaçık düşmanınızdır’ dememiş miydim?” diye şeytan o ikisini de kandırdı. İkisi birden o ağacın meyvesinden tadınca avret yerleri kendilerine görünüverdi. Hemen üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeğe başladılar. Ve Rableri onlara “Ben ikinize de o ağaca yaklaşmayı yasaklamadım mı? Ve şeytanın, ikinize de apaçık bir düşman olduğunu söylemedim mi?” diye böylece onları yanıltıcı düşüncelerle yönlendirdi. Fakat o ikisi, sözü geçen ağacın meyvesinden tadar tadmaz birden çıplaklıklarının farkına vardılar; ve bahçeden topladıkları yapraklarla üzerlerini örtmeye koyuldular. Bunun üzerine Rableri onlara şöyle seslendi “Ben sizi o ağaçtan menedip de, Şeytan sizin gerçekten apaçık düşmanınızdır’ dememiş miydim?”.Ve onları aldattı böylece onlar yasaklandıkları kötülüğü/günahı işlediler ve yaptıklarının farkına varınca Rableri onlara “Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır dememiş miydim?” diye seslendi. 20/121İşte böylece onları aldanışa sürükleyecek telkinlerde bulundu. Bunun üzerine onlar o ağaçtan tadar tatmaz cinselliklerinin farkettiler ve başladılar has bahçenin yapraklarıyla üzerlerini örtmeye.[¹¹⁶⁸] Rableri de ikisine birden şöyle seslendi “Ben ikinizi de o ağaçtan men etmemiş miydim? Ve ben ikinize Kesinlikle şeytan sizin için ayan açık bir düşmandır!’[¹¹⁶⁹] dememiş miydim?”[1168] Sorumluluğunu unutan insanın cinsel dürtülerinin emrine gireceğinin simgesel bir dille anlatımı. Mücâhid’e göre bu kıssada kullanılan dil sembo... Devamı..Artık onları bâtıl sözle aldattı. Vaktâ ki, ağaçtan tadıverdiler. O kapalı avret yerleri kendilerine görünmeğe başladı. Onların üzerine cennetin yapraklarından kat kat örtüverdiler. Ve Rableri ise onlara nidâ etti ki Sizi bu ağaçtan nehyetmiş değilmiydim ve size şüphe yok ki şeytan, size apaçık bir düşmandır dememiş mi idim?»Böylece onları aldatarak mevkilerinden düşürdü. Şöyle ki O ağacın meyvesini tadar tatmaz, edep yerlerinin açık olduğunu fark ettiler. Derhal, buldukları cennet yapraklarıyla edep yerlerini örtmeye başladılar. Onların Rabbi ise nida edip buyurdu “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi? Ben şeytanın sizin besbelli düşmanınız olduğunu söylemedim mi? Niçin Beni dinlemediniz de bu perişan duruma düştünüz? ” [20, 121] {KM, Tekvin 3, 7}Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı, önceki mevkilerinden indirdi. Ağacın meyvasını tadınca çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerine örtmeğe başladılar. Rableri onlara ünledi "Ben sizi o ağaçtan men'etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"Maksadını gizleyüb dostluk göstererek ve nasîhat idiyor gibi görünerek onları aldatdı ve düşürdi. Vaktâ ki Âdem ve zevcesi o nehy olunan ağaçdan tatdılar, derhâl 'avret yerleri açıldı. Heman cennetin ağaçlarından yapraklar toplayub örtünmeğe başladılar. Ve rableri onlara nidâ ile "Ben sizi bu ağaçdan nehy itmedim mi? Ve şeytân size âşikâr düşmandır dimedim mi?" ikisini de kandırıp değerlerini düşürdü. İkisi de o ağaçtan tadınca açılması hoş olmayacak yerleri gözüktü. Bahçedeki yaprakları üst üste koyup örtünmeye başladılar. Rableri onlara şöyle seslendi “Size bu ağacı yasak etmedim mi? Demedim mi Şeytan sizin açık düşmanınızdır?”Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesinden tattıklarında, avret yerleri kendilerine göründü ve oraları cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri, O ikisine-Size bu ağacı yasaklamadım mı, şeytan sizin apaçık düşmanınızdır demedim mi? diye böylece kandırarak yerlerinden indirdi. Nihayet ağaçtan tattıklarında, kendilerine çirkin yerleri görünüverdi de Cennet yapraklarıyla örtünmeye çalıştılar. Rableri onlara seslendi “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Size demedim mi Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır diye?”Nihayet onları kandırarak aşağı çekti. O ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi "Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?"pes ŧamaġlandurdı ol ikiyi aldamaġ-ıla. pes ol vaķt kim ŧatdı ol iki. aġacı açıldı anlara ud yirleri ol ikisinüñ daħı ŧuraķŧurdı ol iki ulaşdururlar dikerler ol iki üzere uçmaķ yapraġından ya'nį incįr yapraġı daħı ķıġırdı ol ikiye çalabı’sı ol ikinüñ yıġmadum mı siz ikiyi şol aġaçdan daħı eyitmedüm mi siz ikiye bayıķ şeyŧān siz ikiye düşmāndur bellü?”Pes azdurdı ikisini aldamaġ‐ıla. Pes ḳaçan kim dad iderler aġacı, bellü oldıikisine avretleri, daḫı başladılar bulmaġa ikisi üstlerine cennet yapraḳ‐ la‐rından. Daḫı ḳıġırdı ikisine Tañrıları kim yıġmadum mı sizi ol aġaçdan, daḫıeyit[me]düm mi size kim İblīs sizüñ ikiñüze ulu Şeytan onları batil sözlərlə aldatdı onları aldadaraq uca yerlərdən, yüksək mərtəbələrdən aşağı endirdi. Adəm və Həvva ağacın meyvəsindən daddıqda ayıb yerləri gözlərinə göründü. Onlar Cənnət ağaclarının yarpaqlarından dərib ayıb yerlərinin üstünü örtməyə başladılar. Rəbbi onlara müraciət edib buyurdu “Məgər sizə bu ağacı ağaca yaxınlaşmağı qadağan etməmişdimmi? Şeytan sizin açıq-aşkar düşməninizdir, deməmişdimmi?”Thus did he lead them on with guile. And when they tasted of the tree their shame was manifest to them and they began to hide by heaping on themselves some of the leaves of the Garden. And their Lord called them, saying Did I not forbid you from that tree and tell you Lo! Satan is an open enemy to you?So by deceit he brought about their fall when they tasted of the tree, their shame became manifest to them, and they began to sew together the leaves of the garden over their bodies. And their Lord called unto them "Did I not forbid you that tree, and tell you that Satan was an avowed enemy unto you?"

fatır suresi 22 ayet anlamı